“Ben çok seçim gördüm” diye tahminde bulunanların “banko” oynadıkları veya “değiştir” dedikleri yorumlarını dikkatle izlerken, daha önce de vurguladığım gibi her tarafı yalan proje çöplüğündeki çıkmaz yol, Kdz. Ereğli’nin geleceğine ışık vermiyor.
Mum gibi olmuşuz.
Çünkü…
Ereğli’de de korku var.
Korku imparatorluğunu besleyen ispiyonculuk dalkavukluğu sınır tanımıyor.
Ne kadar ispiyon o kadar beslenme.
Ne kadar kapsamlı ispiyon o kadar aferin.
Ne kadar derin ispiyon o kadar özel tezgah.
Olay budur.
20 yıl öncesinin Ereğli’sinin yerinde yeller esiyor.
Özellikle de 2007 yılından bu yana Ereğli’nin dengesi değişti.
Gerilim.
Kavga.
İsyan.
Baskı.
Zulüm.
Tehdit.
Kin.
İntikam.
Mühür.
Asma.
Kesme.
Burun koparma.
Eşittir: huzursuzluk.
Vay benim Ereğlim vay !
Nereye sürüklendin sen böyle.
Seçimler gelir geçer dedik.
Bilin ki, 31 mart sabahı için hazırlanmış kara liste var.
O listede kimler yok ki.
Listeye girmemeye çalışanlar sessiz ve derinden giderek, Ereğli’nin içinde bulunduğu karanlıktan ışığa çıkarmaya çaba gösteriyor.
Birbirlerini “ha gayret” diye motive edenler huzur ve barışa olan özlemlerini, “bu gitsin de kim gelirse gelsin” noktasına taşıdılar.
Hey gidinin Ereğlisi hey.
20 yıl önce ikibinli yıllarda 250 bin nüfuslu bir şehir hayal ederken; köyleri de içine alarak 100 bin nüfusu zor aşabildi.
Oysa o yıllarda başlayan ve yeni genç kuşakların göreve getirilmesiyle yaratılan sinerji , gerçek temeline oturtulabilseydi bugün kavgadan değil, sevdalardan bahsedebilirdik.
Ama yok!
Ereğli’nin canına okudular.
Önümüzü göremez oldum/olduk!
Ya şimdi?
Ya eskiye devam diyerek bitmek bilmez kavgaya devam diyeceğiz, ya da mart ayının budama ayı olduğunun farkına vararak, yeni fidanlar dikeceğiz.
Seçme hakkı kutsaldır.
Saygındır.
Son sözdür.
Son sözümüzü doğru söylemeyi becerebilecek miyiz bakalım?