Siyasi anlamda birisine “işbirlikçi” dediğinizde, o kişi kendi grubunu satmış, karşıya hizmet ediyor, demektir.

Daha net ve sert bir dille ifade edersek, o bir “haindir”.

Söz konusu kişi, daha işin başında aranıza girip bir ajan gibi çalışmış olabilir. Ya da mücadele içinde yılmış, korkmuş ve bir menfaat karşılığı gizlice saf değiştirmiş olabilir.

Her ne sebeple olursa olsun tanım değişmez. O bir işbirlikçidir, yani haindir.

Bunlardan daha tehlikeli olanı ise kendi grubunda kalarak, çeşitli bahaneler üretip muhalif havasıyla karşıya hizmet edenlerdir.

Onlar pirincin içindeki beyaz taş gibidir. Çözüm, bu kişilerin, iki tarafı idare ederek nerelerden nasıl nemalandığını teşhir etmektir.

O zaman güle oynaya karşıya gittiklerini ya da kabuklarına çekilip yeni fırsatlar beklediklerini görürüz.

***

Mevcut düzenden nemalananların iktidarlarını kaybetme riskiyle karşılaştıkları bu dönemde; özellikle Anamuhalefet Partisi CHP’yi ve muhalefeti sindirmeye, dağıtmaya çalıştıklarını, açık ve gizli işbirlikçilerini devreye soktuklarını görüyoruz.

Zonguldak İl Genel Meclisindeki eşitlik durumunda yaşananlar bunun en açık göstergesidir.

CHP’nin Özgür Özel ile iktidara koştuğu bu dönemde, CHP içinde Genel Merkez düzeyinde yaşananların Zonguldak’ta yaşananlardan farkı yoktur.

Her şey apaçık ortada. İktidar güçleri jokerlerini kullanıyor.

Ama hala Zonguldak’ta bile Özgür Özel’in yanında duramayanlar, tarafsızlık hikayesi anlatanlar, Akın Gürlek hukukuna laf edemeyenler var.

Tıpkı İl Genel Meclisindekilerin ilk zamanlarda yaptığı gibi hala meseleye CHP içi sorunmuş gibi anlatmaya çalışan çapsız ya da art niyetli işbirlikçiler var.

Onlara “demokrasi” falan diye zaman kaybetmek yerine, onları teşhir etmenin zamanıdır.

***

Sol kaynaklarda “Almanca konuşmak” ve “Fransızca konuşmak” gibi iki deyim vardır.

Kant, Hegel, Nietzsche ve Marx gibi devrimci filozoflar Alman kökenlidir. Toplum bilimlerinde teori konuşulacağı zaman “Almanca konuşmak” denir.

“Fransızca konuşmak” denilince Fransız halkının eylemleri, devrimleri konuşulur. Yani teori değil, pratik vardır.

Bugün Türkiye’de demokrasi adına tartışılacak bir durum yoktur. Demokrasinin “D” si olan siyasi partiler ve seçimler askıya alınabilmektedir. Asıl olan, mevcut iktidarı koruyacak göstermelik partiler ve seçim düzeni kurmaktır. Yani Almanca konuşmak anlamsızdır.

Bunun içindir ki, Türkiye’de CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel öncülüğünde, halk sokaklarda eylemlere ve muhalefete başlamıştır. Diğer partilerin mitingleri de eylem havasına dönmüştür.

Başta Somalı maden işçileri ve Egeli köylüler olmak üzere, emekçi halk işlerine, aşlarına, topraklarına sahip çıkabilmek için eylemler yapmaktadır.

Çünkü hak, hukuk, adalet de demokrasi gibi, herkes için değil belirli çevreler için çalışmaktadır. Bu inanç topluma yerleşmiş ve eylemler öne çıkmıştır.

Hal böyleyken eylemlerde ve sokakta olmayan ve ağır abi ayaklarında laf üretmeye çalışan sözde siyasetçilerin de devri kapanmıştır.