Dananın kuyruğunu koparacağız yarın.
Çünkü….
Yarın adayların sünnet şöleni var.
Muhtarı, belediye başkan ve meclis üyeleri ile il genel meclis üyeliklerinin seçimi için sandık başına giden vatandaş elindeki ustura ile ya ezçük ya da kökünden operasyon yaparak, temizlik yapacak.
Bakalım kim ne kadar sünnet olacak?
Genellikle sünnetçiler duygusal olur.
Kıyamaz da.
Mağdur durumunda olanlara dokunmaz.
Ama…
Bilir ki, temizlik imandandır.
Aynen mart budaması gibi çürük çarıkları temizleyerek, genç fidanları olası kurttan böcekten temizler.
Ki, alttan gelen daha gür çıksın.
Daha verimli olsun.
Daha çok ürün versin.
Ve daha lezzetli olsun.
Bakalım bu mart budamasından kimler nasibini alacak?
Sonuç her ne olur ise olsun herkesin başı üstüne.
Vatandaş ne derse o !
Ya bahçeyi temizler ve nefes aldırır, ya da bakımsız ve kirli bırakarak çöp yığınının ortasında oturur.
Oysa herkesin gönlünden, temizlenmiş, aşısı yapılmış, mis gibi çilek kokan, dallarının arasından yediveren gülleri tomurcuk açan, tenteneli, ince belli bardaklarda çay içilen, salıncakta çocuklar, çiçeklerde kelebeklerin uçtuğu bahçe içinde yaşamak geçer.
Öyle de olmalı.
Değişim ilaçtır.
Vitamindir.
Umuttur.
**
Bu cumartesi günü seçim arifesine geldi. Biz her cumartesi günü bu köşede muhabbet sofrasını kurar ve birbirimize gönderdiğimiz renklerle gökkuşağı yapardık.
Bugün giriş bölümünü azıcık uzatınca, sizlerle paylaşacağım ileti sayısı azaldı.
Olsun.
Ne olursa olsun bizim muhabbetimiz yenilikten yana olsun.
Haydi bakalım şimdi sofraya.
Muhabbet sofrası kuruldu; gelin dostlar gelin.
ZEHİRLİ BEYİN !
Uzun yıllar önce Çinde Li-Li adlı bir kız evlenir ve aynı evde kocası ve kaynanası ile birlikte yaşamaya başlar. Lakin kısa bir süre sonra kayınvalidesi ile geçinmenin çok zor olduğunu anlar. İkisinin de kişiliği tamamen farklıdır bu da onların sık sık kavga edip tartışmalarına yol açar.
Bu Çin geleneklerine göre hoş bir davranış değildir ve çevrenin oldukça tepkisini alır.
Birkaç ay sonra bitmez tükenmez gelin kaynana kavgalarından ev, onun ve kayınvalidesi ile arada kalan eşi içinde cehennem haline gelmiştir. Artık bir şeyler yapmak gerektiğine inanan genç kadın doğru babasının eski bir arkadaşı olan baharatçıya koşar ve derdini anlatır. Yaşlı adam ona bitkilerden yaptığı bir ilaç hazırlar ve bunu 3 ay boyunca her gün azar azar kaynanası için yaptığı yemeklerin içine koymasını söyler. Zehir az az verilecek, böylece onu gelininin öldürdüğü belli olmayacaktır. Yaşlı adam genç kadına kimsenin ve eşinin şüphelenmemesi için kaynanasına çok iyi davranmasını ona en güzel yemekleri yapmasını söyler.
Sevinç içinde eve dönen Li-Li yaşlı adamın dediklerini aynen uygular. Her gün en güzel yemekleri yaparak kaynanasının tabağına azar azar zehri damlatıyordu. Kimseler şüphelenmesin diye de ona çok iyi davranıyordu. Bir süre sonra kayınvalidesi de çok değişmişti ve ona kendi kızı gibi davranıyordu. Evde artık barış rüzgârları esiyordu. Genç kadın kendisini ağır bir yük altında hissetti yaptıklarından pişman bir vaziyette baharatçı dükkânının yolunu tuttu ve yaşlı adama şu ana kadar kaynanasına verdiği zehirleri onun kanından temizleyecek bir iksir için yalvardı. Yaşlı kadının ölmesini artık istemiyordu. Yaşlı adam yaşlı gözlerle karşısında konuşup duran Li-Li ye baktı ve kahkahalarla gülmeye başladı.
Sevgili Li-Li dedi;
Sana verdiklerim sadece vitaminlerdi. Olsa olsa kayınvalideni sadece daha da güçlendirdin hepsi bundan ibaret. Gerçek zehir ise senin beyninde olandı. Sen ona iyi davrandıkça o da dağıldı ve yerini sevgiye bıraktı böylece siz gerçek bir ana kız oldunuz dedi...
Eski bir Çin atasözü şöyle der: "Gül veren elde gül kokusu kalır."
BU BİR DEDİM !
Çocuk dedesine sormuş:
— Dede, nenem ile kaç yıldır evlisiniz?
— 40 yıldır evlat demiş dede.
— Peki, ama dede, ben sizi hiç kavga ederken görmedim bunun sırrı nedir?
— Otur evlat anlatayım. Evlat biz ninen ile evlendiğimizde elde avuçta bir şey yok, kimsemde yoktu. Ben neneni bizden oldukça uzaktaki köyden aldım, nikâhımız kıyıldı, benim at arabasına nenenin üç beş eşyasını attık ve bizim köyün yolunu tuttuk. Yolda benim atın ayağı sürçtü ve tökezledi. Ben "Bu bir" dedim. Devam ederken bir daha tökezledi, ben yine "Bu iki" dedim.
Köye de daha epey yolumuz vardı, bizim atın ayağı bir daha tökezleyince "Bu üç" dedim ve çektim belimden piştovu, atı orada vurdum.
Ben atı vurunca nenen başladı bana söylenmeye. "Biz şimdi nasıl gideceğiz, niye durup dururken atı vurdun. Sende hiç akıl yok mu? Bu eşyaları nasıl götüreceğiz" Ben de döndüm nenene "bu bir" dedim. O gün bugündür, gül gibi geçinip gidiyoruz.
SENİNKİYLE BENİMKİ
Dul ve bir çocuğu olan erkekle dul ve bir çocuğu olan kadın evlenmiş ve bir çocukları olmuş neyse bir gün keratalar kavgaya tutuşmuş.
Kadın bağırmış bey bey koş koş bizim çocuklar kavgaya tutuştular demiş. Adam da kimle kim kavga ediyor demiş. Kadın da seninkiyle benimki bir olmuşlar bizimkini dövüyorlar demiş.