Somali'de yaşanan açlığın görüntülerini sanıyorum ki siz de izleyemiyorsunuz ekran başında.

İnsanın içi almıyor o görüntülerle yüzleşmeye.

Canı yanıyor.

Sanki boğuluyor gibi oluyor insan.

Açlık.

Yokluk.

Sefalet.

Ve öbür tarafta şatafatlı iftar sofraları sıra sıra.

Yok yok masalarda.

Kuş sütümü dediniz.

O da ne ki?

İste istediğini.

Gak dediğinizde!..

 

**

 

Afrika'da açlık olduğunu bilmeyen yok.

Bu açlıkla mücadelede ise yardımlar toplanıyor dünyanın dört bir yanında.

İstifleniyor hayırseverlerin katkılarıyla elde edilen malzemeler kargolarda.

Ve gönderiliyorlar Somali'deki çadır kentlerine.

Dünya bu.

Böyle gelmiş ve böyle gidiyor.

Somali'de açlık dizboyu devam ederken, zenginliklerinin baş döndürücülüğünde ışığı göremeyenler açlığın farkında değiller.

Onlar tüketiyor.

Yiyor, içiyor ve ediyor.

 

**

 

Müslüman ülkelerde durum hiç farklı değil.

Gösteriş çok önemli.

İftar yemekleri düzenleniyor otellerde.

Yeniyor içiliyor.

Bol bol da kahkaha atılıyor.

Gülen yüzlerin derinliğinde yarın endişesi yok.

Tabi ki açlıkta.

Çünkü onlar toklar.

Tok olup tok yaşıyorlar.

Umurlarında mı dersiniz açlık.

 

**

 

İşte bölgemizde de durum aynı.

İftar yemeği yapacak olanlar arasında bizim TSO'da var.

Bizim gazetenin de yılda yaklaşık 600 lira aidat ödediği TSO şatafatlı iftar verecek. Şimdiden telefonlara defalarca mesajlar geliyor 'gelin bir yemeğimizi yiyin' diye.

Yemek güzel de, maniyi kim ödeyecek?

Üyeler!

Aidat ödemeye mahkum üyeler.

Onlar ödeyecek TSO tribünlere oynacak.

Ve bu iftar yemeğiyle de bölgenin tüm sorunları çözümlenecek.

Yatırım derdi kalmayacak.

İlçedeki işadamlarını bile başka kentlere yönlendirecek ortamdaki koşuları kontrole alınacak.

Mutlu yüz sayısında (!) patlama yaşanacak.

Hey gidi anlayış hey.

 

Şahsım adına meslek kuruluşlarının yemek düzenlemesine karşıyım.

TSO'nun bugünkü yönetiminin Kdz. Ereğli'nin Kurtuluş Günü'nde binlerce lira vererek Bağlık Gazinosu'nda yaptığı yemeğinde doğru olmadığını söylerken 'yemeyi içmeyi bir kenara bırakın da somut işlere imza atın' dedim.

Üyelerinin aidatları ile yemeyi içmeyi düşünenlere 'haram olsun' serzenişinde bulundum.

Kızdılar.

Hatta bu kızgınları üsluplarının bozulmasına kadar da vardı.

Çünkü onlar yönetendi.

Yöneten ise yerdi.

Yöneten ise içerdi.

Yöneten ise gezerdi.

Ve kimseye de hesap verme dertleri yoktu.

Çünkü bu alışkanlıktı.

Böyle gelip böyle gitmesi gerektiğini görmüşlerdi.

Ha TSO'da, ha diğer kuruluşlarda.

Yöneten başa geçince, babasının şirketi gibi kaynakları kullanıyor ve kimse de hesap vermiyor  ya!

Ne yapsınlar.
Görgü bu.

Görgü bu olunca da yöneticilik formatı bu oluyor.

Yiyecen, içecen ve gezeven.,

Devir yeme devri.

 

İşte yine bir iftar sofrası düzenlediler.

Rakam ne biliyor musunuz?

22 bin TL.

Evet yanlış okumadınız 22 TL.

Bir akşamlık iftar sofrasının maliyeti bu.

Para kimin?

TSO Başkanının mı cebinden çıkıyor?

Yöneticilerin mi sanıyorsunuz.

Hayır hayır! Üyelerin aidatları iftar sofrasında gösteriş adına harcanacak.

 

Müslümanlık bu mu?

Oruç bu mu?

Ramazan bu mu?

 

**

 

Somali'deki görüntüler gözümün önünde.

Görmeyenler ise 22 bin TL ile hayır (!) işleyecekler.

El parasıyla.

Elele…

 

 

 

 

Bir tarafta açlar, diğer yanda toklar.

Ve

 

**

 

Bu kez bizim paramızla yenilecek iftar sofrası için 'haram olsun' demiyorum.

Herkes halinden memnun ise, bize de ıslık çalmak yakışır da, Somali aklıma gelince kusmak geliyor içimden…