Erozyon, diğer adıyla; toprak aşınımı; Toprağın üzerindeki bitki örtüsünün yok olması, yok edilmesi sonucu koruyucu örtüden yoksun kalan toprağın “su” ve “rüzgarın” etkisiyle aşınması ve taşınması olayıdır. Arazi eğimi, toprak yapısı, yıllık yağış miktarı, iklim faktörleri, bitki örtüsü, toprak ve bitkiye yapılan çeşitli müdahaleler, erozyonun şiddetini belirleyen öğelerdir.

Kendimizden olmayanı ötekileştirmek, kendimize benzemeyene şekil vermeye çalışmak,  bizim gibi düşünmeyeni inkar yoluna gitmek de bu faktörler yoluyla insanın, düşüncelerinin erozyonu olayıdır. Ne kadar hırsla gerçekleştirilmeye çalışılması da “düşünce erozyonu”nunu ve şiddetini belirleyen ögelerdir.

Erozyon, toplumsal sorunların artmasına da yol açmaktadır. Yanlış arazi kullanımı, tarım alanlarının verimini azaltmaktadır. Bu nedenle doğduğu ve büyüdüğü yerde geçim şansı ortadan kalkan insanların, kentlere göçmekten başka seçeneği kalmamaktadır. Köyden kente göç ise, alt yapının yetersiz olduğu kentlerdeki ekonomik ve toplumsal sorunları daha da ağırlaştırmaktadır.

Göç demek, yepyeni yani “hiç”ten, sıfır noktasından başlayacak bir hayat demektir. Alışılmışın, adetlerin, geçim kaynağı olan toprağın, hayvanın, tarımın ve dolayısıyla elde paranın olmadığı başlangıç..

Erozyon nedeniyle yerinden kopup giden topraklar, baraj göllerini doldurarak su depolama hacimlerini azaltmakta ve barajların ömrünün kısalmasına neden olmakta, sonucunda ise toprağın altındaki cansız tabaka (ana kaya) ortaya çıkmaktadır. Faydalı toprak katmanlarını kaybeden arazilerde çölleşme başlamaktadır

Erozyona uğrayan, çölleşen, verimsizleşen topraklarda geçimini sağlayamayan insanlar yerlerinden kopup zorunlu olarak başka diyarlara gitmek zorunda kalırlar. Çoğu zaman da tercihleri büyük şehirler olur. Bu zorunlu göç, onların insanca yaşam hakkını ellerinden alabilir, yüreklerindeki birçok saf duyguyu, hayata inancı, güveni, emniyeti yok edebilir, çölleşmeyi belki de bu en dokunaklı anlamıyla yaşayan onlar olur.. 

Toprakları çölleşen bir ülke,  açlık, susuzluk, işsizlik, ahlaki çöküntü, geleneklerin yok olması gibi birçok ve çeşit çeşit kayıpla karşı karşıya kalacaktır..

Bunlar Yaradanın bir buyruğu mudur, yoksa insan yada hava şartlarından mı oluyor?

 

 

 

Elbette ki “İNSAN” bu oluşumlardan direkt ve en önemli sorumludur. Tabiat şartları, ikinci en önemli faktördür. Yaradan ise yarattığı canlı cansız her şeyi insana, insanın emrine vermiştir.

İnsan; sahiptir!.. “İnsan sıfatı”na yükselince, sahipliğimizi duyarız, anlayışlı, kesin kararlı, başarılı ve yetkili oluruz.

 “Erozyona uğradı yada çölleşti. Anlamlı, güçlü ve coşkulu bir yaşam için evrendeki bu yerimi keşfedip yapmam gerekenleri elimden gelenin iyi şekilde yapmam gerektiğini seziyorum. Evrenin temel yapısının büyük bir biz olduğunu düşünüyorum. İnsanıyla, böceğiyle, hayvanıyla, ağacı ve otuyla o “biz” her şeyi kapsıyor. O “biz” sorunlar yaşadığı zaman benim de sorunlarım oluşuyor. Bunu hem içimde hissediyorum, hem de aklımla anlıyorum, hem yaşamımda görüyorum. Ailemin, mahallemin, kentimin, ulusumun, coğrafyamın, dünyanın sorunlarından bağımsız bir yaşamım yok. Bu ülkenin erozyon sorunu, uzun vadede benim ve çocuklarımın da, senin ve çocuklarının da, yakınlarımızın da sorunu. Ailede şiddet sorunu, benim yaşamımın da sorunu. Kırlangıçların yuva yapmaları ve yavrularını beslemeleri, evet o da benim yaşamımın bir parçası.”(İçimizdeki Biz kitabından)

Bence de toplumda “biz” anlayışına ters düşecek yaşantılarımızda mutlaka erozyonu ve çölleşmeyi ben, sen, biz yaşayacağız. Ezileceğiz, örseleneceğiz belki de anlamsız yaşantıların esiri olacağız.. Birimiz öbürümüzden biraz daha az yada fazla değil hem de..

Oysa her insanın gönlünün bir yerinde, çok derinlerde bir istek vardır: anlamlı ve coşkulu bir şekilde yaşamak. Bu isteği gerçekleştirmek kolay değildir; önce anlamlı ve coşkulu bir yaşamı hak etmek gerekir. Hak edebilmek için kişin kendi içindeki olumsuzluklarla güçlü bir savaş vermesi gerekir.

Öneriyorum; yakmaya, çöplerle doldurmaya değil nehrin akış sesini dinlemeye, doğayla bütünleşmeye, içinizdeki dinginlik boyutunu uyandırmaya ORMANA GİDİN.. Doğanın bize “biz”liği anlatmasını sessizce dinlemeye, onu sindirmeye ve hayatımıza uygulamaya öğretmesine izin vermeye.

Erozyona uğramış yada uğramaya yakın kişiliklerimizi kurtarmaya dolayısıyla da içinde yaşadığımız toplumu, evreni kurtarmaya;

İnanmak-inandırmak

Güvenmek-güvendirmek

Beğenmek-beğendirmek

Sevmek ve sevdirmek

Sloganları ile gayret edelim..

Ve 2012 Erozyonsuz, Bereketli, Sağlıklı, Şanslı, Huzurlu yaşanan Verimli Toprakların, Yeşillerin, Güneşin, Mutluluğun yılı olsun hepimize..