Silivri'deydi Kuvayı Milliye ilkeli meslektaşlarım.
Onlar Silivri'ye gittiler.
Gittiler ki, tutuklu gazeteci meslektaşları kendilerini yalnız hissetmesinler.
Görüşemeseler de,
Selamlaşamasalar da,
Sarılamasalar da,
Demir parmaklıklar da girse araya,
Onlar bulutların gölgesinde,
Dostluğu dostça yaşamanın erdeminde,
Gazetecilik ilkesinde,
Yürek yüreğe olmanın duygusallığında buluştular.
 

Gazeteciliğin temelinde bilgi arayışı olduğunun bilincinde olan gazeteciler Silivri'dekiler.
Gözleri pek.
Yürekleri de korkusuz.
Gazeteci olarak toplumun bilgi alma hakkına duydukları saygıdan dolayı gözleri kara olarak daldılar haberlere.
Dalınca derine düştüler/düşürüldüler.
Derin de çok girdap var.
Yılan gibi kıvrım kıvrım.
Tehlike var.
Digital terör var.
Filmler var.
Tezgah var.
Yalan var.
Numara var.        
Var oğlu var.
Gazeteciler içeride iken, gaz-teciler de dışarıda teneke çalıyorlar ekranlarda.
Sıra sıra.
Boy boylar.
Ağızları ateş saçıyor.
Konuştukları mesleki ayıplarla dolu.
Yargısız infaz yapma alışkanlıkları ile saldırarak meslektaşlarını itibarsızlaştırma peşindeler.
Yaranıyorlar.
Yaltaklanıyorlar.
Çünkü onlara göre;  Silivri'dekilerin tümü suçlu.
Hele o gazeteciler yok mu?
Onlar şöyle.
Onlar böyle.
Onlar askerci.
Onlar darbeci.
Onlar şucu, bucu.
 

10 Ocak 2013 Çalışan Gazeteciler Güne de böyle geldi ve geçti yine.
Bir tarafta gazeteciler, diğer yanda da gaz tenekeleri.
Ortada da darbeci sesleri.
Kimi asker diyor kimi sivil.
Ama tek ses ortak paydamız olmalı sanki.
Öncelikle Ne şeriat ne darbe, tam demokratik Türkiye.
Sonrasında da:
Ne ABD ne AB, tam bağımsız Türkiye.
 

Bugün içinde bulunduğumuz ve önü karanlık süreci özetleyen söz ise  tutuklu gazeteci Mustafa Balbay'dan geldi:
Bugün Çalışan Gazeteciler Günü, dilerim Hapisteki Gazeteciler Günü'ne dönmez.