Bir tören alanı.

Tören alanında büyükler var.

Büyükler küçüklere yardım yapmak için bir araya gelmişler hem de!

Yardım dediğin cepten değil.

Beleş!

Bir meslek örgütünün üyelerinden topladığı aidatlarla ilköğretim okulu öğrencilerine dağıtılacak olan mont ve ayakkabı yardımı.

Yardımın gizli yapılmasıyla ilgili etik değerler ayaklar altına alınarak dağıtılıyor yardımlar.

Çocuklar sıralanıyor büyüklerin önünde.

Poz veriyorlar hepsi birden.

Gülümsüyorlar objektiflere ki, ne kadar büyük (!) yardımsever olduklarını kamuoyu görsün diye.

Tuhaf!

Dahası çok ayıp!

 

İlk fotoğraf karesi Alaplı’dan geldi.

Ardından da Ereğli çıktı sahneye.

Geçmişin tekrarı olarak sahnelendi bu yardım oyunu.

Gördük.

İzledik.

Ve utanılacak fotoğraftakilerin “yardım” ve “yardımlaşma” konusundaki duyarsızlığına isyan ettim.

Nasıl olur?

Nasıl!

 

İnsanoğlu insan, yapılan yardımı reklam etmez.

Bu yardım kendi cebinden olsa bile.

Hele ki, TSO’ların ve diğer kurumların yaptığı yardımlar zorunlu.

Bütçelerinde yardımlaşma ödenekleri var.

Ve bu ödeneklerin kaynakları da üye aidatları.

Ayıpların da ayıbı…

 

Hani bir söz var ya “birileri bir şeyler yapmalı” diye.

Birileri!

O birileri diye boşu boşuna bekler dururuz.

O birileri biziz oysa.

Biz!

Biz bir şeyler yapmaz isek kim ne yapar ki?

Yapmaz!

Herkes herkesten bir şey bekliyor.

Yanlışları bile dile getiremeyecek kadar korkaklaştık.

2002 sonrasında yaşanan olaylar mı bizi korkuttu acaba?

Kendi kabuğumuza çekilip izlemeyi yeğliyoruz.

Küçük bir yardımın bile reklam edilmesi karşısında “bir elin verdiğini diğerinin görmemesi gerekir”  düsturunu seslendirmiyoruz.

Susuyoruz!

İşte bu olay.

Toplanmışlar ve önlerine sıraladıkları çocuklara verilen mont ve ayakkabılar için fotoğraf çektiriyorlar.

O çocukların onurunu kıran bu davranışa da ses çıkarmayacak isek, insanlığımızı iptal edelim.

Kimliğimizi de şehir mezarlığında en izbe köşeye atıp, bu hafifliğe ortak olalım.

Başka seçeneğimiz kalmadı ki!..