?İSTANBUL kara teslim? cümlesi, görseli ve yazılısı ile bizim gazeteci milletinin sık kullandığı klişe sözlerden biridir. Oysa çoğalan gökdelenleri, büyüyen sanayii, mahallelere, ara sokaklara kadar giren kimi kaçak işyerleri ile İstanbul?da mevsimler birbirine geçmiş, kar keyfi de çoktan tarihe karışmıştır. Hem zaten iş, aş, çocukların okul harcamalarını karşılama derdindeki yurttaşın kışın da karlı günlerin de sefasını sürecek hali kalmamıştır. Üstelik eski bir alışkanlıktan olacak İstanbul?a kar yağması gazeteler ve televizyonların haber bültenleri için hep bir olaydır. Oysa kışın ağır koşullarda hüküm sürdüğü Doğu Anadolu illerimizde aylarca kalkmayan kar eğer bir felakete yol açmamışsa bültenlerde haber değeri bulmaz. Anadolu halkı sorunlarının hangisine medyada doğru dürüst yer bulmuş ki karlı günlerde hatırlanabilsin. Bir televizyon ustasının dediği gibi "Acı var mı acı?" işte o zaman yanında bitivermiş görürsün medyayı.
Eskiden kış aylarında kar yağışı geciktiğinde güngörmüş büyüklerimiz hastalıkları kar yağmamasına yorar, kar örtüsünün mikropları öldürdüğüne inanmamızı beklerlerdi. Kuşundan domuzuna dek onca grip çeşidinin insanlığı kırıp geçirdiğini gördükçe hak mı vermeliyiz umur görmüşlere. Yoksa metrelerce karın kapladığı Anadolu kent ve köylerinde bu çağda bile hastaneye ulaştıramadığımız hastaları, okula gönderemediğimiz çocuklarımızı düşünüp çare mi aramalıyız. Kaderci toplum olmaktan kaçınmanın bir yolu olmalı elbet. 21. yüzyılın ilk çeyreğine yaklaşıyoruz ama bilim bizden hala uzakta. Bilime ve insana verdiğimiz değer de.
Toplumumuzun yeri zor doldurulan değerlerinden biriydi Neyzen Tevfik. Bugün doğumunun 131. yılı. Araştırmacı Alpay Kabacalı?nın kitabını karıştırırken lisede edebiyat hocam Hakkı Suha Gezgin?in ve Burhan Felek?in Neyzen hakkında söyledikleri ilgimi çekti. Hakkı Suha bir tümceyle şöyle tanımlamış Neyzeni "...insanlarla tanrılar arasında ayrı bir sınıf kuran sanatkârdır." Burhan Felek de şunları yazmış Neyzen için: "Her memlekette böyle ara sıra parlayan yıldızlar vardır. Bunlar birer seyyaredir ki, hayatın muntazam burçlarından hiçbirine tâbi olmazlar."
Neyzen Tevfik, yergi bir sanatsa bu sanatın ustasıydı. Bir düşünürdü, iyi bir şairdi. Onu daha çok toplumsal yergileri ile tanıdı halkımız ve renkli bir biçimde dile getirdiği eleştirilerini yürekten benimsedi. Sanki güçlülerin ezdiği, siyasetçilerin oyuncak ettiği, parası olmayanın insandan sayılmadığı bir düzende yaşayanların sözcüsüydü Neyzen. Erken yaşamış aramızda diye düşündüm. Günümüzde döneminden daha çok gereksinim var ona. Neyzen?den bu kez yergi değil aşkı dile getiren dizelerle örülü bir Koşma sunmak istiyorum sizlere. Seveceğinizi umarak...
Dudağında yangın varmış dediler
Tâ ezelden yayan koşarak geldim
Alev yanaklara varmış dediler,
Sevda seli oldum, taşarak geldim
Kapılmışım aşk oduna bir kere
Katlanırım her bir cefaya, cevre
Uğraya uğraya devirden devre
Bütün kâinatı aşarak geldim
Yapmak, yıkmak senin bu gamlı ömrü.
Ben gönlümü sana verdim götürü
Sana meftun olduğumdan ötürü
Sarhoş oldum Neyzen, coşarak geldim.