Emekli Büyükelçi Uluç Özülker, Libya lideri Kaddafi’nin, eski Başbakan Tansu Çiller’e adeta aşık olduğunu iddia ederken şöyle demiş:

“Kaddafi, Tansu Çiller’e çok bayılırdı. Âşıktı ‘Müslüman kadının simgesi. Cumhurbaşkanı olacak inşallah’ derdi. Kaddafi’nin hediye ettiği altınlardan boynu düşüyordu Tansu Hanım’ın o gün.”

Söze bakar mısınız?
Ve de söyleyene?

Tansu Çiller bir kadın.
Anne.
Kocası var.
Torunları var.
Ve bu ülkeye şu veya bu şekilde hizmet (!) etmiş.

Ama emekli bir büyükelçi çıkıyor ve Kaddafi’nin Çiller’e aşık olduğunu, hatta hediye ettiği altınları ifade ederek bir anda Çiller Ailesi’ni gündeme taşıyor.

Toplum olayı değerlendiriyor hemen yargısız infaz alışkanlığıyla.

“Vay kadın demek bunları da yaptın ha!”

**

Ağzı olan konuşuyor diye bir söz var.
Bu tür sözleri söyleyenlerin ise eğitim seviyesine baktığımızda hafifliğin hafifini görüyoruz.
Koskoca bir büyükelçi, bir kadın hakkında bazı iddialar öne sürüyor ve bu kadının aile yaşamının, itibarının nasıl bozulacağını düşünmüyor.
Ya peki bu büyükelçi hakkında bir başkası başka tür iddialarda bulunursa?

**

Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma!

Bu deyim o kadar anlam yüklü ki!

Yani empati!


**

Kişi hak ve özgürlüklerinden daha önemli ne olabilir ki bu yaşamda?

Seviye düşünce bu kavram ne yazık ki katlediliyor.

Yok sayılıyor.

Ve böyle kelli felli adam/adamcıklar da saçmaladıkça ipin ucu da hep kaçıyor.


*Ayıp sözü çoktan intihar edip de aramızdan ayrılmış, haberimiz bile olmamış…

 

TOPRAĞI BOL OLSUN

Siyasetin çınarlarından biri daha ayrıldı aramızdan.
Kurduğu bir çok parti kapatılmış olan ve en  son olarak da partideki çalkantılar nedeniyle duruma el koyup Saadet Partisi’nin Genel Başkanlığını getirilen Necmettin Erbakan dünyamıza veda edip sonsuzluğa uzanıverdi bir Pazar günü.
Toprağı bol olsun.
Işıklar içinde yatsın.

1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatı emrini veren Başbakanı Bülent Ecevit’in yanına gitti şimdi Necmettin Hoca.
Buluştular.
Eski ortak onlar.
74 yılında Ecevit başbakan Erbakan da yardımcısıydı hükümette.
Yıllar yılları kovaladı.
Köprülerin altından çok sular geçti.
Siyaset savurdu.
Araya hastalıklar girdi.
Şöyle oldu ve böyle oldu derken, bir kez  daha buluştular şimdi.

Toprakları bol bol olsun