Kapıdan girdiğinde güleç yüzünü görünce pozitifliğin girdabına sürükleniyorsunuz bir anda. Öyle ya bilip tanıdığınız biri.
Saygılı.
Ve de içten.
Yaşamını çocuklarına adamış bu annenin gelişinin sinerjisi ile ciğerlerinize umut oksijeni çekiyorsunuz bol bol.
Mutlu oluyorsunuz.
Bizim köylerden biri.
Yaşama öyle bir tutunmuş ki, tek hayali çocuklarının geleceği.
“Onlar okusun” diyor!
“Okumalı” diyor!
“Gerekirse dilenirim ve yine de çocuklarımı okuturum” diyor!
Bu karar ve heyecanıyla açılmış tüm kapılar.
Bir hayırsever tutmuş elinden, çocuğunu ta liseden bu yana tüm gereksinimlerini karşılayarak yükünün birini sırtından alıvermiş.
Ne dualar ediyor ne dualar.
Hani, “iyilik yap da denize at” der gibi.
İşin en önemli güzelliği ise bu iyilik reklam aracı değil.
Kimse bilmiyor.
Saklı tutuluyor.
Ha o çocukta şakır şakır okuyup çatır çatır sınıfları üst üste koyup yükselişine devam ediyor.
Az kaldı!
Ha bitti bitecek!
Yine “Allah razı olsun” diye dualar etti kendisinin elinden tutanlara içten ve duygulu.
“Çay içer misiniz?” diye sordum cevap veremedi.
Israrımın karşısında, “zahmet vermeyeyim, yük olmayayım” çekingenliğini hissettim.
Neyse…
Dedi ki, “Niye geldim abi biliyor musun?”.
“Niye sıkılıyorsun, babanı tanırım ben” diyerek rahatlatmasına yardımcı olurken konuştu.
“Kızım okuyor Allah’a şükür. Kardeşi var sanat okulunu bitirdi. Birkaç sene aylak gezdi ve ablasına özendi sanırım tutturdu ‘ben de üniversiteye gideceğim’ diye. Sınava girdi ama tutturamadı. Bir yıl dershaneye gitmesi gerekiyor. Gittim dershaneye (Adını da verdi) anlattım durumumu. Yüzde yirmi beş indirim yapabileceklerini söylediler. Yüzde elli yaptırabilme şansını nasıl bulurum bilmiyorum. Bir kapıya bir defa gidilir. Şimdi aynı kişiye gidip de bir de oğlumu söyleyemem ki!”
O dershaneye sözü geçecek arkadaşları aradım. Buldum da. Sağ olsunlar araya girdiler ve “tamamdır” dediler.
Ne büyük mutluluk çorbada tuzu olmak!
Araya girenlerin de isimlerini bir kağıda yazdım ve dershane sahibine yönlendirdim madenci kızını.
Gözleri ışıl ışıl oldu.
O anı görmenin coşkusu anlatılmaz ki!
Gitti koşa koşa.
Ve az sonra geldiğinde hayalleri yıkıktı.
Kabul etmemiş dershane sahibi “Olmaz!” demiş.
Dondum kaldım.
Araya giren arkadaşları aradım ve “Teşekkür ederim ilginize” dedim. “Abi tamam mı?” diye sorduklarında ise gerçeği anlattım.
Telefonun öteki ucunda derin bir sessizlik oldu.
Hissettim ki mahcubiyet !
Anne ilgimize teşekkür ederek veda edip gittiğinde dalıp gittim derinlere.
Bir anne ve çocuğu.
Çocuk okumak istiyor, anne de okutmak!
Ama dershaneye gidebilmek için para lazım para.
Dershaneci yüzdeyirmibeş indirimini artırmıyor.
Peki ne olacak şimdi?