Etkilendiğim kitapları okurken bazı satırların altını kurşun kalemle çizmek gibi bir alışkanlığım var. Bağlam yayınları arasında çıkan Fatmagül Demirel?in çalışması ?II. Abdülhamid Döneminde Sansür?ü okurken de kalem elimden düşmedi. Birçok satırın altını çizdim, kendime göre özel işaretler koydum. Sansüre değgin bu çalışmanın eksiklerimi gidermenin yanı sıra değişik bir yararını da gördüm. Ne olduğunu sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Öncelikle bizim toplumda ?yasak? sözcüğünün kimliğimizle, kişiliğimizle ne denli örtüştüğünü, ayrılmaz parçamız olduğunu fark ettim. Yasaklamanın, sansür etmenin genlerimize yerleşmiş bir hastalık olduğunu da. Sıkı durun ?Türk aile yapısı ve geleneklerine? asla ters düşmeyen bir sözcüktür sansür. Gerçi sansür olgusuna çok eski tarihlerden başlayarak rastlandığını söyleyebilirsiniz ama bu, koca Osmanlı İmparatorluğu?ndan günümüze, yönetenlerin sansür konusundaki asla vazgeçmedikleri alışkanlıklarını açıklamaya yetmez. Gelin kitaptan bir iki örnekle sözü bugünlere bağlayalım. İkinci Abdülhamid zamanında 1892 yılına dek kitapların sansürü Encümen-i Teftiş tarafından yürütülürmüş. Bu tarihten sonra da Maarif Nezaretinde bir komisyona verilmiş bu görev. Halit Ziya Uşaklıgil ?Sefile? adlı romanını gazetede tefrika eder. Sansürden ses çıkmaz. Daha sonra kitap olarak bastırmak için Encümenden ruhsat talep eder. Encümen talebi ?..eserin İslam gelenek ve göreneklerine aykırı olduğu? gerekçesi ile reddeder. Bu olay size günümüzden çağrışımlar yapmıyor mu? Yine zamanın Londra Büyükelçisi Musurus Paşa?nın çevirdiği Dante?nin ?İlahi Komedya?sı da, Encümenin hışmına uğramış, zararlı ifadeler içerdiği gerekçesi ile kitap olarak yayınlanmasına izin verilmemiştir. Gelelim günümüze. Düşünceyi özgürce ifade edebilme, özgürce yazıp, çizebilme konusunda bir arpa boyu yol alamadığımız ortada. Sansür varlığını önce kafalarımızın içinde, beyinlerde sürdürüyor. Sonra da somut olarak Yeni Dünya Düzeninin kurallarında. Sermaye-Siyaset-Basın sarmalında bir tür iç sansür çalışanlara varlığını alabildiğine duyuruyor. Kalemi elinize aldığınızda önce terbiye edip ardından başlıyorsunuz çiziktirmeye. Ölçüyü kaçırdığınızda birileri bir alo kadar yakındır patronunuza. Başka; ülkenin âli çıkarları var, öyle her konuya dalıp giremezsiniz. Geleneksel kabule aykırı bir şey mi yazacaksınız, buyurun yazın. TCK 301 sizin için gereğini yapar. Tüm bunları aştınız diyelim. Bu kez de sözde yurtseverler! Size haddinizi bildirirler. Artık mail yoluyla mı olur. Kol gücüyle mi? Taşla silahla mı? Onu bilemem. İşte bir güzel, değerli kitabın okumasından kendime çıkarsadıklarım bunlar. Siz de okuyun başka hisseler çıkarırsınız belki de. Bağlam Yayınları?nın yönetmeni sakallı Sabit?e de sesleneyim istiyorum buradan. Ya kardeş işin mi yok böyle bilgi yüklü, ciddi, kalıcı yapıtlar yayınlıyorsun yıllardır. Basacaksın şöyle iki komplo teorisi içeren kitap, biraz büyü, gizem, biraz aşk meşk. Döneceksin köşeyi. Anlaşılan dostum senin bu düzene ayak uydurman zor, benden söylemesi. Yasaklar üzerine en güzel dize Cemal Süreya?nındır bencileyin. Daha önce de paylaştım okurla. Olsun. Denk gelmişken yazıya yinelemek geldi içimden: ?Tek Yasak Özgürlüğün geldiği gün O gün ölmek yasak!? II. Abdülhamid Döneminde Sansür. Yazan: Fatmagül Demirel. Bağlam Yayınları. Birinci Basım Mart 2007. Kaynakça ve eklerle birlikte 238 Syf.