Ülkemde, İlçemde, Vakıflarda, Derneklerde yapılanlarla anlatılanlara tanık olmaya devam ederken düşündüm ben de; bakın neler neler oluştu beynimde!..
Nasıl istersem öyle bir imaj çizerim.. Taa ki anlayabilecek insan yada insanlara rastlayana kadar..
Kendimi çok çalışan, çok yoğun bir insan gibi gösterirsem herkes öyle olduğuna inanır ve bu duruma göre bana ulaşmaya çalışır yada bana davranış biçimini, yaklaşımını, saygısını, sevgisini ayarlar..
İşlerimi çok önemli, çok yoğun gösterirsem de işlerime olan saygınlık, sevgi, ilgi bu yoğunluk çerçevesinde belirlenir..
Yani her şey, her durum anlatarak gösterdiklerinizle yakından ilintili, yaptıklarınızla değil maalesef!.. Dünya ve insanlar bu satışın, aslında bir nevi söz kapitalizminin çevresinde dönüp duran günlerde.. Değerlendirenler için çok önemli günler bu günler, hele yerel seçimler öncesinde!..
Çalışmalarımız, yoğunluklarımız ne kadar göstermelik de olsa, öylesine de olsa bunlardan daha öne geçen, bunları süsleyip süsleyip anlatabilmektir. Toplum olarak yada asıl mesleğim olan İktisatta öğrendiğim gibi; arz/talep meselesinin getirilerine bağlı işler.. Doğru yanlışı ise vicdan yani kendi içimizin polisi değerlendirebilir ama vicdana düşen, çoğu zaman sızlamak.. Nasıl olsa kimse görmez, kişi vicdanının sesini kendi hisseder de önemli ve gerekli olan şey, bu hissi duyabilmektir? Ki bu ayrı bir meziyettir, kalitedir.. ÖNDER Yazarlarımızdan değerli dostum Eyüp BEKTAŞ beyin hep değindiği gibi, konuşmak bir kültürdür, onun için de herkeste yoktur, vicdan da en az konuşmak kadar önemli bir kültürdür, değerdir ve bunun için de herkeste yoktur..Ama tabii bir süreliğine varmış imajı çizebilir..
Görevler çerçevesinde hem de bu görevlerde uzun yıllar olmamıza rağmen yaptıklarımız, yapmak zorunda olup da yapmadıklarımızı bir yana bırakıp toplumun eğilimleri doğrultusunda ve daha kolay çalışmalara yönelmek hem ne yazık ki- toplumun bize olan ilgi ve saygısını, sevgisini artırıyor hem de masum yada masum olmayan avantajlarımızı arttırıyor.. İşte buradaki düğüm ise anlatabilmek daha doğrusu abartabilmek becerisi gerektiriyor ki buradaki başarı yani gerçek çalışmaların başarısı isterse arşa uzansın bunun bile önüne geçebilecek kadar ilgi görüyor dahası takdir ediliyor!..
Sosyal ve sosyal olmayan çevrecilikte ise biz bir avuç gönüllü (diğer bütün gönüllü çalışmalarda olduğu gibi) tam bir gönüllülük esasında, özveriyle, olanca maddi-manevi gücümüzle kelimenin de tam anlamıyla ça-ba-lı-yo-ruz!.. (Biz İlçemizde bu anlamda aslında çok şanslıyız. Çünkü çalışmalarımızın özünü görebilen, bize kulaktan dolma değil de bilinçle, bilgileriyle inanan, desteğimiz olan gönüllüler ve aynı şekilde İlçemizin seçkin basınından oluşan çok çok önemli ve kaliteli bir kitle var yanımızda)
Sosyal çevreciliğe geçemedik ama anlatma yetimiz mi yok ne?.. Biraz da kendimizde aramak lazım!.. Bir fıkra geldi aklıma böyle satamayanca yapamadığımız ayy yaptığımız ve hepsini tam anlamıyla bitirdiğimizden sosyal çevreciliğe geçtiğimiz önceki işlerimizi; Kızlarının doğumundan itibaren çok yakın olan iki ailenin yolları çocuklar üniversiteye giderken ayrılmış.. Yıllar sonra çocuklar işlere başlamış, başka başka hayatlarını kurduktan sonra iki aile bir araya gelince sohbet ediyorlarmış, -sizin kızın mesleği ne oldu demiş diğer aileye, diğer anne-baba da anlatmaya başlamış; kızımız bir şirkete işe girdi patronuyla sürekli iş seyahatinde, iş yemeklerinde, izin günlerinde bile patronun evinde çalışıyorlar hiç yüzünü göremiyoruz o kadar yoğun.. Diğer aileye sormuşlar; sizin kızın mesleği ne? Walla bizim kız da o.. ama biz sizin kadar güzel anlatamayız..
Biz gönüllü çevreciler de böyle işte, bir telefonumuzla çiçekler, ağaçlar ekemeyiz, çok telefon etmemiz, çok görüşmeler yapmamız çok bağışlar toplamamız, çok yorulmamız lazım.. Sonra kendimiz, yakınlarımız ve diğer gönüllülerle toplanıp ekim-dikim yerlerini kendimiz kazmamız, birçok insan minicik kasislerde frene basıp neredeyse vitrine koyacakları arabaları biz köy, fidanlık yollarında kullanıp üstelik de içlerini taş toprak, fidan, tohum gibi kendi ellerimizle taşıdığımız malzemelerle doldurmamız bunları taşımamız lazım.. Arabalarımızda. ailelerimizi, kendimizi, gezme keyfine taşımak yerine!..
Eee taşımayalım mı, bize mi ne?.. İşte biz bu cümleyi tanımıyoruz, tanımak istemiyoruz, tanıyanları da Yüce Yaradanın insan sıfatı ile yarattıklarından saymıyoruz.. Yine de tanıyanlara mani olmuyoruz tabii.. Tanısınlar, inansınlar, alkışlasınlar.. Taa kii anlatılan hikayelerdeki rolleri belki de rüyaları bitene, havalar bozulana kadar..