Özel ve önemli günlerin yeni modası ‘mesaj’ çekmek.
İki tık tık işlem tamam.
Bilgin yetmiyor ise güzel sözün sürüsüne bereket.
Aramanın motarlarına dal ve bul.
Sonra da altına at imzanı.
Telefonunda ne kadar kayıt var ise hepsine bir şık yap ve yolla.
Anında gitti.
Ne mi gitti?
Mesaj.
Mesaj dediğin lokum lokum.
GSM operatörlerinin ballı kaymağı.
Ne kadar mesaj o kadar rant.
Gelsin doğum günleri.
Ana-baba günleri.
Bayramlar.
Kandiller.
‘Okey’e bastığında gidiyor hepsi sınır tanımadan.
Mesaj atacaksın ki, operatörler kazanacak.
Göbekleri şiştikçe şişecek.
Buzlu serinleticiler içilecek.
Sonra mı?
Gelsin çıtır çıtırlar.
Dün gün boyu kandil mesajları okurken öyle düşündüm.
İşin kolayını bulduk.
Çak mesajı jest yap.
Peki işin özü.
Yüz yüze, ses sese olmak nerede kaldı?
Bitti mi?
Yani telefon açıp veya ziyaret edip kutlama yapmayacak mıyız artık?
Oysa..
Olayın özü mesaj değil ki.
Mesajla kutlama yapmak hikaye.
Hatta numara.
Samimiyetten de çok uzak.
Sulu…
Önümüz bayram.
Kandilin ardından bu kez bayram mesajları okuyacağız cümbür cemaat.
Kutlarım.
Kutlandın.
Kutluyoruz.
Hem de bilmediğiniz nuramalardan.
Altına da isim yazmadan yollarlar ki, sanki o numarayı bilmek veya kayıt etmek zorundasınız.
Ya firmalar.
Şirketler.
Siyasetçiler.
“…. Bayramını kutlarız.”
Ne kadar saçma, boş, anlamsız.
Sanki vatandaş senin reklam mesajını okumak zorunda.
Bunun adı tacizdir.
Saldırıdır.
Rahatsızlık vermektir.
Bayram geliyor mesajlı.
Şu mesaj modasına bir dur demek gerek ama nasıl?
Bireysel tepki ile bir eylem başlatılabilir mi?
Düşünmek gerek.
Gezi olaylarında bir vatandaş çıktı ve ‘duran adam’ tavrıyla ilginç bir eylem başlattı. Akıl dolu bu eylem gibi birileri de ‘mesaj saldırganlığına hayır!’ hareketini ilginç ve çarpıcı sonuçlarıyla ortaya koysa.
Biz de katılsak.
Mesajlaşma denen illetten vazgeçerek, yüzyüze veya sesli görüşmenin daha şık olacağının farkına varabilsek.
Çok mu zor ?!!!