Kimi zaman öylesine dalıp dalıp gidiyorsun ki? Seni seyrediyorum gizli gizli. Penceren kapalı. İçi de gözükmüyor. Sis kaplamış her yanı. Ve çok ağır bir koku sarmış her yanı. O ki, bunun adı çıkmaz sokaklarda dolanmaktan başka bir şey değil. Duygular almış başını gitmiş ve aynı anda her önüne gelen dilek ağacına bir basma parçası asarak arayışlar koşusunda dönme dolap olmuş. Olur bazen. Şunu hiç unutma, kim düşmüyor böyle boşluklara. Olacak rüyam olacak. Sakın ola ki, gocunma. Bunu da kendine zavallı bir durum gibi kompleks yapma. Olur böyle şeyler. Ama? ama? ama? Yakalar. Kim mi? Sevda yakalar rüyam? Sevda iz sürer ve seni hiç beklemediğin bir anda çarpıverir. Sen, bir süre dolanacaksın. Süreç bu. Eğrisi doğrusu ile aşk denen duygu ile kulağından bacağından tuttuğunu sanarak tanışacaksın. Dur? Bu yaşadıkların daha anaannemde kulak. Dedem var sırada. Dedemden öğreneceksin. O iyi anlatır. Aşama aşama girdikçe sevda dünyasına, çok şeyleri yaşayarak göreceksin. Gün gelip gözyaşların boğazında düğümlenecek. Hıçkırıkların boşalıverecek tutabilme direncini de kırıp atarak. Kimi zaman öyle bir batağa düşeceksin ki, dünyanın sonu geldiğini sanarak aptalca duyguların kucağına da düşeceksin. Veeee?. İşte tam şu anda olduğun gibi. Sefilleri sahnesiz oynuyorsun. Dapdaracık alanda attığın kısa paslarla Ereğli çorbasına dönüştürdüğün ilişkiler tahterevallisinde arayıp da bulamıyorsun. Hiç arkana bakma. Seni kimse itmedi. Sahi senin kaç tane mavi boncuğun vardı. Say bakalım. Ne kalmış geriye. Yapma. Tümünü bitirdin mi. Vay hercai vay!.. Neyse. Sen şu evi bir havalandır ve camları sil bakalım. CD`ye de bir kıvrak hava koy. İki şakşak, bir şukşuk. Tamam söz? Göndereceğim sana birkaç tane daha boncuk. Ama idareli kullan ha!..