Madenci bir ailenin çocuğu olarak açarım hep yaşam penceremi.
Kömür tozlarını, göçük ve grizunun anlamını, kömür yüklü buharlı trenlerin raylardan çıkardığı sesi de bilirim.
Maden ve madencidir çünkü bizim yaşamımız.
Bu nedenle tüm işçi eylemlerini hep yakın merceğime almışımdır.
Ta, Mehmet Tezel’den bu yana sendikal hareketleri takip eder, maden ocaklarının kapatılmasını savunanlara “çözüm özerkleştirme” derim.
Okur ve yazarım madencileri.
Yıllar boyu !
Arama motorlarının birinde kitap araştırması yaparken, “Maden” yazdım. Bir çok kitap çıktı karşıma. Satın alabileceğim yedi kitabın arasında “Maden Dulları” da vardı. Bir kitapsever olarak mart ayında aldığım bu eseri ancak daha yeni elime alıp da okuyabilme şansını bulabildim.
İlk sayfasından son anına kadar sürükleyici bir yazıma sahip Maden Dulları’nda Tonya’dan Zonguldak’a ekmek parası kazanmak için gelen bir köylü vatandaş ve çevresindekilerin yaşamları kaleme alınmış.
Üstte yok başta yok. Umutların değil hayali, rüzgarı bile esmiyor ki.
Ne yapacak insanlar?
Çaresizlik içinde aranan tutunacak dal Zonguldak’tan memleketi olan Tonya’ya izine gelen bir madencide bulunuyor.
“Gel gidelim” diyor.
Ver elini Zonguldak!
Kara ocak.
Kara talih!
Zonguldak’a ekmek parası için gelenlerin hazin öyküsünde “ciğerlerini kaybetmiş” madencilerin genç yaşta ölüme “merhaba” dediklerinin anlatıldığı Maden Dulları, tüm gurbetçi madencilerin gerçek yaşamını farklı bir pencereden sunuyor bizlere.
Kim evine terk etmek ister ki?
Kim karısını, çocuğunu, annesini, babasını bırakıp gider ki?
Kim doğup büyüdüğü toprağından gitmeye kalkar ki?
Kim dipsiz bir kuyu gibi maceraya atılmak zorunda kalmayı arzular ki?
Kim, göçüğe, grizuya, su baskınlarına yani ölüme göğsünü açar ki?
Çaresizlik.
Umutsuzluk.
Adeta “Ya tutarsa” umuduyla çıkılan gurbet yolları ve dönüşlerindeki trajik ölümleri okudum Maden Dulları’nda.
Çok etkilendim.
Ailemi, madencileri, Kandilli’yi, maden ocaklarında yaşanmış ve yaşanan olayları getirdim aklıma.
Burkuldum.
Bir kez daha burkuldum.
Kitabın yazarı Hasan Kalyoncu ile e-posta atarak iletişim kurdum. “İzin istedim” kitabından alıntı yapabilmek için. Teşekkür ederek “istediğiniz alıntıyı yapabilirsiniz” diye yazdı.
O kadar çok alıntı yapmam gereken sayfaları var ki Maden Dulları’nın.
En iyisi siz bu kitabı alın ve mutlaka okuyun.
Ben sadece 81. Sayfadan alıntı yapacağım.
“Acı acı gülümsedi Musa:
“Doktorlar!... Gitmez miyim? Kandilli’de gittim. Ereğli’de gittim. Zonguldak’taki Amele birliği Hastanesine havale ettiler. Gitmez olaydım. Hasta olduğum için beni suçladı başhekim. Maluliyetim arttı, beni çürüğe çıkarın dedim. Güldü. “Sen daha çalışırsın” dedi. Birkaç kutu ilaç verip gönderdi Kandilli’ye. Çürüyen ciğere ne yapsın hap!...”
Zonguldak’ta birkaç ay çalışıp dönenlerde vardı ziyaretçiler arasında. Çalışma koşullarını bilirlerdi. Dikkatle dinliyorlardı Musa’nın anlattıklarını. Musa bazen duruyor, soluk alıyor, anlatmaya çalışıyordu.
“Bilenleriniz vardır Zonguldak’ı. En berbat ocak Kandilli’de. Kozlu’ya, Asma’ya, Gelik’e can kurban!... Kandilli’nin tozu iflahını söker insanın. Taşı sert… Lağım tozu beton gibi kaynar ciğere… Bir kere ciğerlerine çekme oranın tozunu… Çaresi yoktur. Kaç kere doktorlara gittim. Hastane kapılarında kaldım son bir senedir. O başhekim var ya başhekim… Amele Birliği Hastanesinin başhekimi… İşçi düşmanı… Söz dinlemez, dert dinlemez… Bir kişi bile razı değil ondan. Kapısına düştüm. Durumumu anlattım. Beni çürüğe çıkar dedim. Nuh dedi, peygamber demedi. ‘Bak oğlum’ dedi bana. ‘Benden çürük raporu alacak adam, buradan limana varmadan ölecek adamdır’. Gerisini siz anlayın.”
Benim babam da Baş Madenci olmasına rağmen bir çok kez ve aylarca Amele Birliği Hastanesinde yattı. Tabi ki rahatsızlığı ciğerlerindendi. Baş Madenci olmadan önceki süreçte ameleliği döneminden kalma ciğerlerine yapışan kömür tozları ile kader birliği yapmıştı çünkü. O kömür tozları hiç bırakmadı babamı. Emekli olduktan sonra da düzelemedi. Vefat ettiği o günün akşamı da kömür tozlarıyla savaştı ama kaybetti.
Şudur; maden ve madenciliği bilmeyenler maden kazalarını sıradan haber olarak duyarlar.
Bilenler için ise maden ağıttır.
Acıdır!
Ölümdür!
Karanın yazılışıdır!