Yaşamı ile giyimi ile konuşması ile hal ve hareketleri ile örnek olması gereken meslek örgütlerinin de başını çeken birçok tanıdığımız sendikacılar vardır. Bu kişiler girdikleri her toplumda ve örgütlerinde saygın kişilerdir ve her zaman saygı görürler. Bir başka sendikacı tipi vardır ki ne toplumda nede örgütünde saygınlığı vardır. Adeta şamar oğlanı gibidir. Ona sadece ağız alışkanlığı ile ? Başkan ? denir. Bu ? Başkan? sıfatlı ama başkanlığa layık olmayan ne örgütünde ne de toplumda yeri olmayan kişilerin hal ve hareketlerine şöyle bir bakalım neler yapıyorlar; Bu kişiler mensubu olduğu örgütü içinde alavere-dalavere yaparak hasbelkader şu an bulundukları konuma kadar gelmişler. Gelmişlerde de ne olmuş? Ağızlarını açtıklarında bozuk şivesi ile canım Türkçe?mizi mahvediyorlar. Ağızlarını açtıklarında ortaya yayılan alkol kokusu yüzünden kendilerinden bir metre uzakta onu dinlemek zorunda kalınıyor. Paçoz giyimleri nedeni ile seçkinliğini yitiriyorlar. Bindikleri Halk Otobüslerinde alkolün de verdiği etki ile en ağır çirkin küfürleri rahatça sarf edebiliyorlar. Alkol masalarında Ülkeyi kurtardığını zannediyorlar, ayıldıklarında ise ?Ben ne yaptım? deme cesaretini ve özleştiriyi kendinde bulamayan, ?Sosyal Demokratlık? çizgisini aştıklarını ve kendilerini ilericinin de daha ilerisinde gördüklerini sanıyorlar. Sendikacılıkta kendilerini ?Sarı sendika?cı olarak hiç kabul etmiyorlar. Bunlar kendi menfaatleri doğrultusunda çalışanı baş tacı ederlerken, kendilerine ters düşen insanları ellerinin tersi ile bir kalemde silip atıyorlar. Bu tip sendikacılar örgüt sendikacılığı değil, angut sendikacılığı yapıyorlar. Eleştiri oklarını hep başkasına batırmaya çalışıyorlar. Özeleştiriye hiç gelemiyorlar.? Bu işi ben bilirim, Benden iyisi yok ? düşüncesini kafalarından atamıyorlar. İşte bu tip sendikacılar hep var olacak ama toplumda da -gerçek anlamda- hiçbir zaman yerleri olmayacak,