
Gazeteci –Yazar Uğur Mumcu’yu katledilişinin 33’üncü yılında, ülke genelinde olduğu gibi Zonguldak’ta da andık.
Çağdaş Gazeteciler Derneği Zonguldak Şubesinin düzenlediği panele, CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer ile birlikte konuşmacı olarak katıldım. Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şube Başkanı ve Demokrasi Platformu sözcüsü Erdoğan Kaymakçı’nın yönettiği panelde, Mumcu ve Zonguldak üzerine yaptığım konuşmamın ilk bölümünde özetle aşağıdaki şu konulara değindim.
***
Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993 tarihinde evinin önündeki aracına yerleştirilen C-4 patlayıcısı ile hazırlanmış bomba ile katledildi.
1942 Kırşehir doğumlu Uğur Mumcu, aramızdan ayrıldığında hayatının en verimli döneminde, 51 yaşındaydı.
1961-65 yıllarında Ankara Hukuk Fakültesi’nde öğrenci iken 1962’de Cumhuriyet Gazetesi’nde yazdığı “Türk Sosyalizmi” makalesiyle “Yunus Nadi” ödülünü almıştı. Bir söyleşide, Sosyalist eğilimli olduğunu, emekçilerin toplum yönetiminde söz sahibi olmasından yana olduğunu ifade etmişti.
***
Mumcu, Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün; Tam bağımsız, Çağdaş Medeniyeti yakalamış bir Türkiye hedefine ulaşma yolunda, tüm kurum ve kuralları ile işleyen bir demokrasiyi Türkiye’de inşa etme mücadelesinin bir neferiydi.
Mumcu, Osmanlı İmparatorluğunu darmadağın eden, Anadolu’yu da “Sevr Anlaşması” ile paylaşmak isteyen emperyalistlerin bu hedeflerinden vazgeçmediğini sadece yazmak ile kalmıyor, ülkemizin dört bir yanında konferanslarda anlatıyordu.
Özellikle 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi öncesinde ve sonrasında tezgahlanan emperyalist oyunlara dikkati çekiyordu.
***
Öldürüldüğü dönemde; ABD ve İsrail istihbarat örgütleri, Barzani, Öcalan, esrar- silah ticareti ve Kürt Dosyası üzerinde çalışıyordu.
İktidarda, 1991 seçimleri sonrasında kurulan DYP-SHP koalisyon hükümeti vardı. Süleyman Demirel Başbakan, Erdal İnönü Başbakan Yardımcısıydı.
12 Eylül darbesi öncesinde Türkiye’de siyasi atmosferi geren, 1946’dan buyana çok partili hayatımızda karşı saflarda olan Demokrat Parti-CHP geleneğinin temsilcileri DYP ve SHP’yi bir araya getiren insanlardan birisi de Uğur Mumcu’ydu.
***
1980 darbesi ile Türkiye ve bölge üzerine hesaplar yapan emperyalist devletler, 1983 seçimlerinde Dünya Bankası çalışanı Turgut Özal’ın kurduğu ANAP iktidarında, onun Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı döneminde, 1990 yılının son aylarında Türkiye’yi Körfez Savaşına sokmak Irak’a müdahale etmek istediler. Özal, 1 koyup 3 almaktan söz ediyordu.
Sadece muhalif güçler değil, ANAP içinden ve askeri kanattan da tepkiler geldi.
30 Kasım 1990 tarihinde greve çıkan Zonguldak maden işçileri de, Zonguldak caddelerinde yürüyüşler yapıyor, Genel Maden İşçileri Sendikası önünde toplanarak Genel Başkan Şemsi Denizer’in konuşmalarını dinliyordu.
***
Grevin 16’ıncı günü, 15 Aralık 1990 Cumartesi günü, Gazeteciler; Uğur Mumcu, İlhan Selçuk, Ali Sirmen, Muzaffer İzgü, Aydın Ilgaz, Şükran Ketenci, Haluk Gerger, Işık Kansu ve Sanatçılar; Şişli Belediye Başkanı Fatma Girik, Edip Akbayram, İlhan İrem Zonguldak’ta maden işçilerinin, binlerce Zonguldaklının arasındaydı.
Hafta sonu olduğu için madenci eşleri ve çocukları da yoğun bir katılım göstermişti.
Şemsi Denizer, sendika camından şöyle sesleniyordu;
“Analar, bacılar, çocuklar yine buradasınız. Hoş geldiniz canlarım benim. Aramızda çok değerli misafirler var. Bizi destekliyorlar. Herkes bizimle. Kazanacağız. Haklıyız, birlikteyiz. Savaş istiyor musunuz?”
Sokakları dolduran binlerce insan hep bir ağızdan; “Savaşa Hayır. Çankaya istifa. Padişah istifa. İşçiyiz, haklıyız, kazanacağız” sloganlarını atıyordu.
***
Uğur Mumcu, Zonguldak’ta böyle bir gün yaşamıştı. Hiç şüphe yoktu ki, yazdıklarının, anlattıklarının özlemlerinin gerçek hayatta vücut bulması, ülkemiz adına umutlarını artırmıştı ve hayatının en mutlu günlerinden birisiydi.
Aradan 18 gün geçmişti, Genel Maden İşçileri Sendikası ve maden işçileri 4 Ocak 1991 günü Ankara’ya yürümeye karar verdiler.
4 Ocak sabahı yürüyüş başlamadan önce her zaman olduğu gibi başta sendikacılar olmak üzere herkesin elinde gazeteleri vardı.
Uğur Mumcu Cumhuriyet Gazetesi’nde “ŞİİR DÜNYASI” başlıklı bir yazı yazmıştı. Burada özetliyorum.
Şöyle başlıyordu;
“Geçenlerde hepinizin sesinden tanıyacağı bir tiyatro sanatçısı dostum. Nazım Hikmet’ten şiirler okudu.
-Onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar.
Korkak, cesur, cahil, hakim ve çocukturlar.
Ve kahreden, yaratan ki onlardır.
Destanımızda yalnız onların maceraları vardır…
… Nazım’ın kendisi gibi yıllarca zincirlere vurulmuş dizeleri gençlik aşkları gibi yüreklerimizi kavurup geçiyordu;
-Türkiye işçi sınıfına selam!
Selam yaratana!
Tohumların tohumuna, serpilip gelişene selam!
Bütün yemişler dallarınızdadır.
Beklenen günler, güzel günlerimiz ellerinizdedir.
Haklı günler, büyük günler.
Gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan,
Ekmek, gül ve hürriyet günleri…
-Yine kitapları, türküleri bayraklarıyla geldiler.
Dalga dalga aydınlık oldular,
Yürüdüler karanlığın üstüne
Meydanları zaptettiler yine…
-Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.
Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır,
Safları sıklaştırın çocuklar.
Bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.”
***
Biz Zonguldaklılar Ankara yoluna çıkmadan önce en az bizim kadar yüreği kıpır kıpır olan Uğur Mumcu, bu yazısından yaklaşık 2 yıl sonra katledildi.
O sadece tarihe not düşen bir gazeteci değil. Atatürk’ün hedef gösterdiği Çağdaş Medeniyet hedefine koşan bir devrimciydi. Yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.
Saygı, sevgi ve rahmetle anıyorum.