Nasıl da içimiz coşku dolar “Dağ başını duman almış/ Gümüş dere durmaz akar/ Güneş Ufuktan Şimdi Doğar/ Yürüyelim Arkadaşlar/ Sesimizi Yer, Gök, Su Dinlesin/ Sert Adımlarla Her Yer İnlesin” sözleriyle d başlayan Gençlik Marşımızı söylerken.
“Bu Gök, Deniz Nerede Var
Nerede Bu Dağlar Taşlar
Bu Ağaçlar Güzel Kuşlar
Yürüyelim Arkadaşlar
Sesimizi Yer, Gök, Su Dinlesin
Sert Adımlarla Her Yer İnlesin
Dağlar Taşlar Güzel Kuşlar
Ya Bu İnsanlar İnsanlar
Güneş Ufuktan Bir Gün Doğar
Yürüyelim Arkadaşlar
Sesimizi Yer, Gök, Su Dinlesin
Sert Adımlarla Her Yer İnlesin”
Ayaklar sert vuracak yere sert.
Kollar da ileri.
Yürek kabından taşacak coşkuyla.
“Sesimizi Yer, Gök, Su Dinlesin
Sert Adımlarla Her Yer İnlesin.”
Bu marş.
Bir de “yürütme” pardon “yürüme” şarkısı var.
Neydi adı?
Ha şu:
“Beraber yürüdük biz bu yollarda.”
Ne aşklar yaşandı bu şarkıyı dinlerken.
Hele ince ince yağıp da çaktırmadan ıslatan yağmurlarda.
Sonbahar yapraklarının düştüğü çimenleri seyir edip ne sevda şiirleri yazıldı fondaki bu şarkının söz ve müzikleriyle.
Ah ah !
Tabi bu şarkının “yürüdük” kısmını toplumsal boyutta algılayarak siyasi marş yapanlar da oldu.
Ne de güzel.
Birlikte olmak.
Bir dava uğruna.
Yol haritası çizmek “beraber yürüdük biz bu yollarda” diyerek.
Kader arkadaşlığı.
İdealizm.
Başarı.
Tutku.
Can.
Bu da bir aşk.
Sevgi.
Yaşam biçimi.
Aynı şarkı temalı bir de “yürümek” yerine “yürütmek” var.
İşte bu yol yol değil.
Çarpık.
Çurpuk.
Hırsızlık.
Ve bu yürütmenin adı da, “benim hırsızım iyi” olmamalı.
Adı üstünde ortada bir “yürütme” var ise kıvırtmaya gerek yok.
Hır-sız-lık.
Hırsızın kimliği önemli değil.
Şak diye yapıştıracaksın alnına.
Sen bir hırsızsın.
Bu hırsızlığını bilip de söylemeyen ve saklayan da hırsızdır.
Bu şarkının tadı kaçtı.
En iyisi bir marşımıza dönelim.
“Dağlar Taşlar Güzel Kuşlar
Ya Bu İnsanlar İnsanlar
Güneş Ufuktan Bir Gün Doğar
Yürüyelim Arkadaşlar
Sesimizi Yer, Gök, Su Dinlesin
Sert Adımlarla Her Yer İnlesin”