Geldi geliyor derken geldi işte.
Hem de üzerinden iki gün bile geçti.
Ömür bu.
Yıllar gelir geçer ve o an geldiğinde de yaşama veda edilir gidilir.
O an ne zaman gelir, kime gelir, ne şekilde gelir, nerede gelir bilinmez.
Ama gelir işte.
Aynen yıllar gibi.
2012nin ilk köşe yazımda 2011 yılının kınalı parmakların olduğuna vurgu yapan bir iletiyi paylaşacağım sizlerle.
Ülkemizin içinde bulunduğu durumu çok güzel özetleyen bu yazının her satırında, bugünkü siyasal iktidarın nasıl geldiği ve muhalefetin ise neden iktidar olamadığının bir eğitmenin gözünden aktarıyorum sizlere.
2012 yılı hepimize sağlık ve huzur versin öncelikle:
**
74 yaşında emekli öğretmen Muhittin Kaymaz yazmış ve gönderivermiş elektronik posta kutuma. İzmir Narlıderede yaşıyor Zonguldaklı Muhitten Kaymaz öğretmen. Kdz. Ereğlinin tarihinde çok önemli yeri var.
Bakın bizlere neler yazmış Muhittin Kaymaz öğretmenimiz.
OJELİ TIRNAKLAR
KINALI PARMAKLAR
Bir toplumun aşağı - yukarı yarısı kadındır.
Erkeklerin böbürlenmesine bakmayın siz.
Aslına bakarsanız, ailede kadının sözü geçer. Hanımının sözünden çıkacak babayiğit azdır. Hele hele yaş ilerlediğinde kadına saygı alabildiğine artar.
... Ana bu !.. sözünden çıkmak mümkün mü ? Hatta cennet anaların ayağı altındadır. denilmiş. Saygı yücelmiş.
2011 yılında ojeli tırnaklar, kınalı parmakları örnek aldılar. Onlar da ev ev- kapı kapı dolaşmaya başladılar. Bayağı da umutluydular. Çocuklarını evde yalnız bıraktıkları da oldu. Yemek yapamadıkları akşamlar da oldu.
Cumhuriyete sahip çıkacaklardı.
Atatürk mezarında rahat yatacaktı.
Ülke demokratik hale gelecek, birey özgürleşecekti.
Hatta her aileye altı yüz lira para da vereceklerdi.
Kadına şiddet tümüyle sıfırlanacaktı.
Her gence iş, her eve aş vereceklerdi.
Daha neler neler
Bazen yürüyerek, bazen kendi paraları ile varoşların, köylerin yolunu tuttular. Konuk olmak istediler, dost olmak istediler, arkadaş olmak istediler, bilgi vermek istediler. Yardımcı olmak da istediler. Yüreklerindeki heyacan her şeyden ağır basıyordu. Bu sefer becereceklerdi.
Atatürkün kızları olduklarını ispatlayacaklardı.
Evdeki hesap pazara uymadı.
Yadırgandılar.
Varoşlardaki kadınların gözü, kendilerine uzatılan ellere takıldı. Uzanan eller ne nasırlı idi, ne de kınalı idi. Fark yalnız ojeli tırnaklarda değildi. Giyinişleri farklı, konuşmaları farklı, özlemleri farklı
Gelen konukların saçları örmen örmen değildi.
Gelen konukların gerdanlarını sarı liralar süslemiyordu.
Gelen konukların hahhalları bile yoktu.
Hacer Ece ;
-- Ah gızcuvazım ! Diye kucaklamak istiyordu konuklarını. Ayakların da romatizma da yoktu ama, nedense ileriye doğru gidemedi.
İçeride hasta yatan Musduva Emmi;
-- Len garı kim geldi ? Diye sorduğunda, Hacer Ecenin boğazı düğüm düğüm olmuştu.
-- Heç heç ! Dedi.
Az sonra başka bir kadın grubu daha geldi.
--- Uyyy ! Hacer Ece ! Musduva Emmi da iyileşmedi mi ! Bak yanımızda gimi götürdük ? Ha şu gızcıvaz va ya o dohdurdu.
Birbirlerine öyle sarıldılar ki, iki gün önce görüşmüşlerdi. İki günlük zaman Hacer Eceye kırk yıllık hasretlik gibi gelmişti.
İki kınalı el buluştu. Hacer Ecenin eli öpüldü.
Hacer Ece gözlerinin kırpıştırdı. Sonra sevinçle bağırdı ;
-- Bu dohdor bizim Hüsmenlerin gızı del mi ? Ah bem gara gızım ! Gız Ayşa ! Amanin seğ gocaman olmuşun !
Sözün kısası 2011 yılı kınalı parmakların yılı oldu.
Öyle zannediyorum ki; ojeli tırnaklar , önümüzdeki yıllarda bol bol halk, layık olduğu rejimle yönetilir diyecekler. Bu sözün üstüne bir torba kömürü, bir poşet erzağı da eklerlerse şaşmayın.