“TTK’da Can Güvenliği Palavraları” yazım, son dönemde en çok ilgi gören yazım oldu. Zonguldak ve bölgemiz için Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun (TTK) ne kadar önemli bir kurum olduğunu bir kez daha gördük.

TTK, 1980-90’lı yıllardan itibaren hızla küçültülürken, madencilik alanındaki yerinin özel sektör tarafından doldurulamadığı, istihdam açısından da gözlerin halen TTK’da olduğu anlaşıldı.

O yıllardan itibaren Zonguldak’ın nüfusunun azalması da bunun diğer bir göstergesiydi.

***

1990’lı yıllarda; Yeni dünya düzeni, küreselleşme, kamunun ekonomiden çekilmesi, özelleştirme, ithalatın kolaylaştırılması gibi hikâyeler anlatılıyordu.

O dönem deşifre olan bir gizli raporda, TTK’nın “sosyal sorunlar yaratılmadan” küçültülmesinden, özelleştirilmesinden, kapatılmasından söz ediliyordu.

Diğer yandan; Yatırım, İstihdam artışı, Kalkınma-refahın yükselmesi gibi beklentilerle bu politikalar topluma kabul ettirilmek isteniyordu.

Emperyalizmin ne olduğunu, Osmanlı döneminde, birinci ve ikinci dünya savaşları sırasında yaşayarak öğrenen Zonguldak ve bölge insanı, maden işçileri ve Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) öncülüğünde bu politikalara karşı çıktı.

1990-91 ve 5 Nisan 1994 ekonomik kararlarına karşı verilen toplumsal mücadele, ülkemiz ve dünya demokrasi mücadelesi tarihine altın harflerle yazıldı.

***

Bölge insanı sadece karşı çıkmakla kalmadı, kendi önerilerini de ortaya koydu.

5 Nisan 1994 “Ekonomik Önlemler Paketi”nde, özelleştirme imkanı bulunamazsa TTK Amasra ve Armutçuk Taşkömürü işletmelerinin ve KARDEMİR’in kapatılması, ERDEMİR’in özelleştirilmesi önerileri vardı. Bartın ve Zonguldak’ta (Karabük henüz ayrılmamıştı) toplumun tüm kesimleri eylemler yaptı ve bu kararlar geri alındı.

(“Varoluşun Destanı” kitabımda eleştirdiğim, dönemin Başbakan Yardımcısı ve SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın, bu kararları basın toplantısında duyduğunu, kendilerine bilgi verilmediğini belirtip, düzeltmemi istedi. “Mücadele Ediyorsak VARIZ” kitabımda düzelttim.)

Tüm ilgili kurumların katılımıyla, yaklaşık 9 aylık çalışma sonucu “TTK İnceleme Kurulu Raporu- 6 Şubat 1995” oluşturuldu.

TTK’nın en düşük maliyetle, en verimli şekilde çalışması için yapılması gerekenler, tüm hesaplarıyla ortaya konuldu. Dünya konjonktüründeki gelişmelere göre katlanılabilir zarardan, kara geçiş olasılıklarına kadar hesaplar yapıldı.

Ne o dönem, ne de sonrasında bu rapor uygulanmadı. Siyasetçiler birbirinden kopya çekerek aynı hikayeleri anlatmaya devam ettiler.

SHP ve DSP’nin bulunduğu hükümetler, koalisyon ortağı sağ partiler tarafından engellendi.

***

TTK sorununun ancak siyasi kadrolarla çözülebileceğini gören, Türk-İş Genel Sekreteri ve GMİS Genel Başkanı Şemsi Denizer 1999 seçim sürecinde Başbakan Bülent Ecevit’e yakın duruyor; Kurumun özerkleştirilmesini sağlayacak yasa tasarısı için Kamu İşletmeciliğini Geliştirme Merkezi’nde Mümtaz Soysal ve ekibiyle çalışıyordu. Şemsi Denizer 6 Ağustos 1999 tarihinde öldürüldü.

Ecevit’in sözünü verdiği 4 bin işçi, 2000 yılında TTK’ya alındı, ama yasa çalışmasını sonuca ulaştıracak bir siyasi tablo oluşmadı.

Zonguldak’ın 1990-91 direnişinde, Küreselleştirmeci- Özelleştirmeci Özal hükümeti gitti. 1994 direnişinde, aynı politikaları sürdüren Çiller gitti. 1999’da koalisyon da olsa Başbakan Ecevit’ti, ama Şemsi Denizer yoktu.

***

1995’de hazırlanan TTK raporundan hareketle, GMİS tarafından her hükümete öneri raporları sunuldu. Ancak hep seçim odaklı, günü kurtarmaya dönük işçi alımları ve “TTK şöyle önemli-TTK böyle önemli” palavralarıyla sorun geçiştirildi.

Norm kadro, üretim, verimlilik, ülke ihtiyacı, Erdemir-Kardemir ihtiyacı hiç ciddiye alınmadı. Türkiye ve Zonguldak kaybederken ithalatçılar ve nakliyeci siyasetçi çocukları kömürden para kazandı.

AKP hükümetine de küçük raporlar dışında Mart 2017’de BEÜ Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümü tarafından hazırlanan kapsamlı bir rapor sunuldu, ama hiçbir adım atılmadı.

170 sayfalık bu raporu hazırlayan ekibin başında da 1995 yılındaki raporda Doçent olan, Prof. Dr. Vedat DİDARİ vardı.

Ankara siyasetçileri hep aynı hikayeleri bizim yerli siyasetçilerimize anlattırıyor.

Genç siyasetçilerin bilmediğini, kitaplarımızı da okumadıklarını düşünerek her fırsatta yazıyorum.