Hz. Muhammet, İlim Çin’de de olsa gidip alınız demişti.
Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum sözünün 4. Halife Hz. Ali tarafından söylendiği biliniyor.
Atatürk Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. Dünyada her şey için maddiyat ve maneviyat için hayat ve başarı için en hakiki yol gösterici ilimdir fen’dir, bunun dışında bir yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir doğru yoldan sapmaktır.
İlim ve irfana çok muhtacız bunun için Avrupa’ya Amerika’ya her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz.
İlim Fen İhtisas Sanat her nerede varsa gidip öğrenmeye mecburuz demişti
……………
Günümüzde birçok mesleğin; zamanın hızına, çağın şartlarına yenilip yok olduğunu gördüğümüz gibi, önceden bilmediğimiz bazı yeni iş kollarının yeni mesleklerin ortaya çıktığına tanıklık ediyoruz.
Anket şirketleri.
Neredeyse hemen her konuda, bin bir yöntemle şu yaş seviyelerinde, şu eğitim düzeylerinde, şu gelir aralıklarında, şu şehirde bu bölgede yer alan gibi sınıflara ayırdıkları kişilerin düşüncelerini eğilimlerini öğrenip kamuoyu yoklaması adı altında kamuoyuna açıklıyorlar.
Son yıllarda anket sonuçlarına bakıpta bundan memnun olmayan itirazlarını açık açık söyleyen belli bir kesimin sesi daha güçlü çıkmaya başladı.
Mümkündür, olabilir bunlar kişilerin özgür düşünceleridir denilebilir.
Hatta madem memnun değiller öyleyse kendilerine çeki düzen versinler halkın beğenisini alacak şekilde kendilerini düzeltsinler de denilebilir.
Ama durum pek öyle gözükmüyor.
Bir üniversitenin Rektör yardımcısı Türkiye’nin üniversite hocalarından başlayarak geriye doğru en tehlikeli olanları üniversite mezunları, olayları en iyi okuyanlar ilkokul mezunlarıdır.
Okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor.
Ülkenin geleceği için daha çok cahil kesim lazım.
Ben daha çok okumamış cahil, tahsilsiz kesimin ferasetine güveniyorum demişti.
Öyle ki zamanın bir Bakanı kameralar karşısında eğitim seviyesi arttıkça partimizin oy oranı düşüyor bunu görüyoruz diyerek Rektör yardımcısının görüşlerini doğrulamıştı.
21. yüzyılı yaşarken cahil okumamış tahsilsiz bir çoğunluk mu isteniyor?
Bu çağda bunun kime ne gibi bir faydası olabilir?
………………..
Cumhuriyetin ilan edildiği, 1923 yılında okuma yazma oranımız %6 idi, bu oran 15 yıl sonra 1938 de %22,4 e yükselmişti.
2008 yılında 6 yaş ve üzeri nüfusumuzun %92 olan okuma yazma oranı 2023 de %98’e
Kadınlarda %96’ya, erkeklerde % 99 un üzerine çıkmıştır
……………..
Reşat Şemsettin Sirer 1903’de Sivas’ta doğdu.
Yüksek Öğretmen Okulu Felsefe bölümünü bitirdi. Öğretmenlik, müfettişlik gibi görevlerde bulunduktan sonra, siyasete girdi Milletvekili oldu. 1946- 48 yıllarında Milli Eğitim Bakanlığı 1949-
50 yıllarında Çalışma Bakanlığı yaptı.
Onun bu görevlerde bulunduğu zamanlarda, İsmet İnönü artık Milli şef değildi. Ülkemizin 2.Cumhurbaşkanıydı.
Nasıl ki Cumhuriyetin ilk yıllarında, başarılı genç öğrenciler daha iyi eğitim alsınlar, memlekete döndüklerine ülkeye önemli değerli katkılarda bulunsunlar, diye yurt dışı eğitimlerine gönderildilerse, bazı bürokratlarda bilgilerini görgülerini artırsınlar diye öğrenciler gibi yurt dışına incelemelere gönderiliyorlardı.
Şemsettin Sirer de bilgisine tecrübesine katkı olsun diye yurt dışına gönderilenlerden birisiydi.
Milli mücadele kahramanlarından Meclis başkanı Kazım Özalp’in damadıydı, nişan yüzükleri Atatürk tarafından takılmıştı.
Milli Eğitim Bakanlığı görevini; 1938 yılından 1946 yılına kadar 8 yıl kesintisiz yapan Cumhuriyetin ilk aydınlanma duraklarından Köy Enstitülerini kuran büyüten dünyanın ilgisini çeken, takdir edilen efsane eğitimci Hasan Ali Yücel’den devralmıştı.
Köy Enstitülerinin mimarlarından İsmail Hakkı Tonguç’u önce İlköğretim Genel Müdürlüğüne daha sonra da Resim Öğretmeliğine kadar sürmüştü.
Ankara Üniversitesinin değerli öğretim üyelerini görevlerinden uzaklaştırmakta da hiç tereddüt etmemişti
Ayrıca göreve başladıktan çok kısa bir zaman sonra, en gururlandığı icraatı, Cumhuriyetin en önemli kazanımlarından, köy enstitülerini kapatma kararını almak olmuştu.
Köylü çocuklarının okumalarını istemiyordu. Bunlar okurlarsa bizi keserler gibi anlaşılmaz bir saplantıya kapılmıştı.
İsmet Paşa’nın yeter ki okusunlar ilk önce de biz kessinler sözüne bile aldırış etmemişti.
Çalışma Bakanlığı sırasında, iş yaşamında Grev hakkı gibi bir hakkın olmamasını savunuyordu.
Demem o ki cehaletten medet umanlar, Cumhuriyetin kurulduğu günden buyana hiç bitmedi, bitmiyor.
Nuri ÖZTÜRK / Sapanca