Spor dediğimiz sağlıklı yaşam ve bu spor etkinliklerine bağlı yarışmalarla sağlanan eğlence ortamı ülkemizde başka mecralara sürüklenmeye başladı.
Spor, fanatizm bataklığına saplandı.
Spor, şiddetin adresi oldu.
Spor, seviye ve saygıyı sırtından vurdu.
Spor, hasta ruhlu insanların karanlık dünyalarında derin ve büyük bir girdabın koynuna atıldı.
Spor, toplumsal barışı bozan bir araç oldu.
Yani spor öldürüldü.
Bu tüm gözlerin önünde işlenen cinayete de, en başta medya olmak üzere herkes suç ortağı oldu.
FB Teknik Direktörü Aykut Kocaman herkes aynaya bakmalı diye bir cümle kurdu.
Bu cümleyi kurarken de, o 'herkes' içinde; 'herkesin' bulunması gerektiğine işaret etti.
'Herkes kendini haklı, diğerini haksız görüyor' sözleriyle de kimsenin 'ben haklıyım' ya da 'ben olayın dışındayım' sözlerine bir kenara kaçmamasını da belirtti.
Evet, bu cinayeti herkes işledi.
Herkes!
Türk sporunda uzun yıllardır varlığı bilinen ama bir türlü o çıbanın patlatılmasını bekleyenler 3 Temmuzla uyandılar.
3 Temmuz'dan öncesini silip atan ve yine 3 Temmuz da sporla uğraşan herkesin telefon ve diğer iletişim bilgilerinin ortaya serilmeden tek cepheli bir operasyonla futbolun gırtlağına çekilen ilmik bu cinayetin ana sebeplerinden sadece biri.
O kadar çok gerekçe var ki.
En başta da medya.
Medyanın büyük bir bölümünde seviye denen bir ilke yok.
Hele ki spor medyasında.
Her futbol takımına dünyada bildikleri ve öğrendikleri oyuncuları masa başı haberlerle transfer eden medya, artık işi cacık yapmaya kadar götürdü.
'Ağzı olan konuşuyor' noktasında, kişi hakkıymış, kişi özgürlüğüymüş kimsenin pek umurunda değil.
Yakaladıkları her fırsatı hakaret ederek bireysel tatmin peşinde koşan bir gazeteci takımı türedi ki, 'aile terbiyesi' çoktan bitmiş de haberimiz bile olmamış.
Saygısız bir kalemşör takımı her gün sporun canına okuyor.
Ve bu cinayetin üzerinden de halen daha nasıl prim elde edebileceğini hayal ediyor.
Başarısızlıklarını kin ve nefret duydukları kulüpler hakkındaki ileri geri söylemleri ile gündemde tutarak örtmeye çalışan bir futbol yöneticiliği de öne çıkmaya başladı son yıllarda.
A takımı B takımı ile maç yapmış ve maç sonrasında A ve B takımları değerlendirmeyi sahada olmayan C takımı hakkında açıklamalar yaparak başarısızlıklarını saklıyorlar.
Bu nasıl akıl ve mantık?
Ve basitlik!
Medya cacık olursa, yönetici sürekli kin ve nefret duyguları aşılarsa, taraftarlar da bu atmosferden barut fıçısına dönük tribünleri doldurursa elbette cinayet işlenir.
Hatta bu cinayetin tanığı da korkak hakemler olur.
Aykut Kocaman 'ayna' dedi.
Aynaya bakmalı benim meslek gurubum da.
Kaleminden şiddeti körüklememesi gerektiğini, kin ve nefreti işaret eden açıklamaları yayımlamama sorumluluğunun da bulunduğunu, kaleminin hokkasında benzin yerine yangın söndürücü taşımasını bilmesini, yalan haberin bir utanç belgesi olduğunu, yandaşlık ile gazdaşçılık arasındaki nüans farkını bilincini kaybetmediğini, akıl sağlığını sık sık kontrol ettirmesini, sık sık empati yapmasının yararlarını asla unutmamalı.
TGC'nin Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumlulukları Bildirgesi'ndeki ifadelerin yol haritasında görevini yapacak bir medya, sporda yaşanan bu cinayetin üzerini örtmez.
Tam aksine sporun yeniden sağlığına kavuşmasına sorumlulukları çerçevesinde destek olmayı başarır.
Ki yapması gereken de budur.
Ama Bir doktor bir hastayı canından ederken, toplumun canına okuyan bir çarpık medya yapısının bulunduğunu inkar da kimseye yarar getirmez.
Herkes kendi evini süpürmeli.
Biz bizimkini, yönetici yöneticiliğini, sporcu oyunlarını, taraftar da taraftarların önünü süpürebilmek için bir aynaya baksın.
Şimdi hepimiz birer ayna bulalım.
O aynaya bakmaktan da korkmayalım.