30 Ağustos Zafer bayramını, 103’üncü yılında coşkuyla kutladık. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle andık.

Bu topraklarda, bu güzel ülkede yaşayan insanların vatan sevgisini, bağımsızlık tutkusunu ve en zor şartlarda bile umudunu kaybetmediğini bir kez daha hatırladık.

Tabii ki, her şeye rağmen sadece kendi koltuklarını korumak ve mevcut düzenlerini sürdürebilmek için emperyalist işgalcilerle işbirliği yapan, vatanseverleri hain ilan eden, saray yönetimini ve yandaşlarını da hatırladık.

Sonrasında, bu askeri zaferleri siyasi zaferlere dönüştüren ve Lozan’da 24 Temmuz 1923’te Türkiye’nin tapu senedini alan, tüm dünyaya bağımsızlığımızı onaylatan Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve arkadaşlarına şükranlarımızı sunduk.

***

Böylesi geçmişi olan, bu güzelim ülkede yaşayan bir milletin, bugün yaşadığı ekonomik, sosyal ve siyasal krizler karşısında umudunu kaybettiği düşünülemez.

O günlerde de umudunu kaybeden ve Mustafa Kemal Atatürk’ün askeri önerilerine karşı çıkan komutanlar vardı, ama o, başta İsmet İnönü olmak üzere kendine inananlara sorumluluk verdi ve zafere ulaştı.

Sonrasında, Mustafa Kemal Atatürk’ün siyasal önerilerine karşı çıkan, hatta başka devletlerin egemenliğini kabul etmek isteyen arkadaşları da çıktı. Ama o, kendisi gibi düşünenlerle hızla Cumhuriyet’e koştu ve millete “çağdaş medeniyet” hedefini gösterdi.

***

Sonrasında, İsmet İnönü önderliğinde, 1946’da demokrasiye, çok partili hayata geçtik.

Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği “çağdaş medeniyet” hedefine, düşe kalka yürüyoruz.

Tabii ki kolay olmuyor.

Demokrasinin verdiği güç ile “güç zehirlenmesine” uğrayanlar, yolunu şaşıran ve bizim yolumuzu saptırmak isteyenler oluyor.

Sonuç itibariyle, asıl gücü elinde bulunduran halk, bu gücü vekaleten verdiklerinden geri alıyor.

Demokrasilerde, halk kendi gücünü kayıtsız, şartsız başkasına vermez, kendisini yok saydırmaz.

Dünya örneklerinde olduğu gibi; Yalan-dolan, film-fırıldak, baskı-tehdit biraz zaman kaybettirir; ama sonuçta halk kendi gücüne, demokrasiye sahip çıkar.

***

Cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, milletvekili, belediye başkanı, il-ilçe başkanı veya sendika-dernek başkanı olabilirsiniz; ama yetkilerinizi aşar, size bu gücü verenleri ezmeye, yok saymaya kalkarsanız, mutlaka cevabını alırsınız.

***

Söz demokrasiye gelmişken; CHP’nin genel kurul süreci ülke genelinde olduğu gibi Zonguldak’ta da devam ediyor.

Parti içi demokrasi mücadelesinde “kaybeden” olmaz, görev değişimi olur.

Kaldı ki, CHP üyelerinin çok büyük bir bölüm bu süreci defalarca yaşamış üyelerdir. Bir önceki kongre döneminde karşı safta olanlar, bir sonraki dönemde bir arada olabilirler.

Asıl olan, bu rekabet içinde kırıcı olmamak ve birbirinin elini sıkamayacak sözler etmemektir.

Asıl olan, parti içi iktidardan öte, ilinizde ve ülkede CHP’yi iktidar hedefine ulaştıracak kadroları görevlendirmektir.

CHP üzerindeki baskıların 1950’li yılları hatırlattığı bu dönemde, İstanbul’da ve Türkiye’nin dört bir yanında mitingler devam ediyor.

Eğer kongre süreci CHP’de ayrışmayı getirirse, hiç şüphe yok ki, iktidarın baskısı Türkiye geneline yayılacaktır.

İktidar çevreleri, ülke genelinde, içeriden ve dışarıdan bu süreci sabote edecektir.