Bahar yürümeye başladı damarlara. Baharın yeşilliğinde yenileniyor hücreler. Taze kan ve taze yaşam. Heyecan basıyor insanın her yanını. Baharın azgınlığında sevgiyle yoğrulan bir döneme koşarken, ülkemin üzerinde ise kara bulutlar kaplı. Güneş yok. Çekilmiş bir kenara ve izliyor bizi. İstiyor ki, akılla üfleyelim bulutların karalarını. Emek verelim. Yüreğimizi koyarak yırtarak geçelim içinden. Güç birliğiyle. İlkelerimizle. Baharın tadı bir başka. Çiçekler açıyor kırlarda. Derelerin suyu bile daha duru sanki. Toprak anam susuzluğa aç kalmış ya bu yıl. Yine de ?üretirim ben? diyor usulca. Gırgırların sesi geliyor ta uzaklardan ?vira bismillah? haykırışlarına karışarak. Bereketin ayak sesleri sanki. Ama? ah şu bulutlar ah? Toprağı doyuracağına ülkemin üzerine kaplıyor kara kara. Çağdaşlığın üzerine kara bir örtü gibi çörekleniyor ki, Umutsuzluk mu basıyor ne Işıkların ferine? Fırtına da bir çıktı ki bugün, Enerji kesilince hava hatlarından, Zifire döndü dalların arası, Korkutarak? Hayat ha durdu ha duracak. Biri bağırıyor ta ötelerden ?ananı da al git? diye. Mehmetçiğime ?yan gelip yatma? da mı diyor? Zeytin dallarına böcekler yürüdü işte yine Saç sakal karmakarış olmuş karanlığın izleri Yine, yeni, yeniden? Çiğ güzele düşermiş gecelerin sabahında Süzülmesi de gerek ama güneşin doğayı kucaklayıp sarıp sarmalayarak Sevgi kuşları ötmeli Defne yapraklarının kokusu sarmalı her yanı Umutsuzlukları umuda çevirerek Yine, yeni, yeniden? Can çiçeklerinin saksısını süsleyerek Yeşermeli civcivlerin tüyleri Koşmalı bebekler ardı sıra Yan komşunun bahçesine Sevgiyli yüklü barış getirerek? Açılsın kara bulutlar Çekilsin ayaklarımızın altından Bozmasınlar dirliğimizi Vermesinler onurumuzu üç beş çapulcuya ?Dur!? bilmiyorlarsa, Öğrensinler artık kimin ?anasını alıp gideceğini? Yine, yeni, yeniden? DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU Akrep gibisin kardeşim, korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. Serçe gibisin kardeşim, serçenin telaşı içindesin. Midye gibisin kardeşim, midye gibi kapalı, rahat. Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim. Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın maalesef. Koyun gibisin kardeşim, gocuklu celep kaldırınca sopasını sürüye katılıverirsin hemen ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye. Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani, hani şu derya içre olup deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf. Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende. Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahat senin, - demeğe de dilim varmıyor ama - kabahatın çoğu senin, canım kardeşim! (Nazım Hikmet 1947)