Zonguldak Platformu’nun Kdz. Ereğli Kent Konseyi ile birlikte düzenlediği toplantıya katılan GMİS Genel Başkanı Eyüp Alabaş’ın konuşması sırasında söylediği bir sözün altını çizdim.

Sayın Alabaş; “Hiçbir ilde hiçbir milletvekili ve siyasetçi yok ki, kendi ilindeki bir kurumu ‘kambur’ olarak göstersin. Bu bir tek Zonguldak’ta var.”

Alabaş’ın bu sitemi TTK’nın zararda gösterilmesiyle ilgili.

TTK zararda evet.

Alabaş, başka illerde de bir çok zararda kurum olmasına rağmen o yörenin milletvekili ve siyasetçilerin o kurumu hükümete şikayet etmediklerini  vurguluyor.

Bu söz doğru mudur, yanlış mıdır?

Konu hakkında yorum yapabilmek için o pencereden bakmak gerek olaya.

Alabaş bir sendikacı.

Görev ve sorumlulukları gereğince olaylara ve gelişmelere “işçi penceresinden” bakıyor ve öyle de bakmak zorunda.

Peki ya siyasetçiler hangi pencereden bakıyor?

Onlar da işçiye karşı mı?

O pencereden bakıp da mı zarar eden kurumları “kambur” olarak görüyor?

Elbette bu durumda kambur sözünü kullanan siyasetçinin iktidardan mı, muhalefet ten mi  olduğu da çok önemli.

Çünkü böyle durumda siyasetçinin penceresi de değişiyor.

Zıt kutuplar işbaşına geçip, ters görüşleri savunarak tribünlere oynama taktiğini kullanıyor.

 

Konu Zonguldak’a ve TTK’ya geldiğinde siyasetçilerin çözüm üretme mekanizmalarını neden çalıştıramadığını anlayamıyorum.

İktidar ya da muhalefet ortada bir sorun var ise siyasetçilerimiz  “şikayetten öte” çözüm de buluşabilmeli.

Örneğin TTK.

TTK’nın zarar etmesinden şikayet eden iktidar partisine mensup siyasetçi “kurumu bu zarardan kurtarmak için ortak akılda buluşalım” çağrısı yapmadığı gibi siyasetin elini çekmemesinden dolayı zarar bataklığından kurtulamayan kurumu kendi siyasi egolarını tatmin ve güç anlamında kullanmayı sürdürüyor.

Bu olgu bugün için geçerli değil.

EKİ’den bu yana TTK’da durum aynı.

57. Hükümet döneminde KİGEM ile Prof. Dr. Mümtaz Soysal dışında, çözüm noktasında TTK’nın özgür bir kurum olarak kendi ayaklarının üzerinde durmasını sağlayıp, günümüz ekonomisi için de yapacağı farklı sektörlerdeki yatırımlarla da bölgenin en öncü kuruluşu olmasını sağlamaya dönük adım atan olmadı.

1 Temmuz 1998 tarihinde TBMM’ye sunulan kanun teklifi yasallaşmış olsaydı bugün Zonguldak her yönüyle daha güçlü  olacaktı.

O fırsat kaçtı ve o fırsatın devamını getiren de olmadı.

TTK’nın özerkleştirilerek TTK A.Ş’ye dönüştürülmesi günümüz şartlarında ne kadar mümkündür bunun yanıtını elbette uzmanlar verir.

Ama bu konu mutlaka tartışılmalı.

Zonguldak’ta  her kurum şu soruya yanıt aramalıdır:

TTK bir şirket mi olacak veya böyle mi devam edecek?

Soru budur.

Bu soruya  mutlaka çok yönlü değerlendirmeler ışığında mutlaka yanıt aranmalıdır.

Yanıtın ilk adresi de tartışma platformlarıdır.

TTK, Maden Mühendisleri, sendika, siyasetçiler ve konuyla ilgili kurumlar bir araya getirilerek TTK’nın geleceği masaya yatırılmalı ve ortak çözüm noktasında buluşularak hem TTK zarardan kurtarılmalı hem de TTK’nın sübvansesinde kullanılan kaynaklar Zonguldak’ın en başta da ulaşım sorunlarına kaydırılmalı.

Arifiye-Kdz. Ereğli, Kdz. Ereğli-Kozlu demiryollarının yapımı başta olmak üzere Zonguldak duble yollarıyla öncelikle nefes almalı.

Sorunlar ötelenmekle ve 30 yıldır Filyos hayaliyle halının altına süpürülmemeli.

Sorunlar konuşulmalı.

Tartışılmalı.

Ortak aklın emrettiği çözümlerde de güç birliği yapılmalı.

Zonguldak’ın buna gereksinimi var.

Siyasetin işte bu noktada sorumluluğu büyük.

İncik boncuk işlerle uğraşmak yerine Emeğin Başkenti’nin önünü açacak düşünceler öne çıkmalı/çıkarılmalı.

 

Bu işi siyaset yapmıyor ise sendika  harekete geçerek öncülük görevini yerine getirmeli.