ZORLU bir yaz mevsimi geçiriyoruz. Bir yanda insanı bunaltan sıcaklar. Üç beş günlük tatil soluklanmanıza yetmiyor. Bir yandan da ülkenin yükselen harareti. Terör, kapatma davası, ergenekon iddianamesi... Galiba asıl kafa karıştıran da sorunların medyadaki yansıtılma biçimi. Ortada özgün fikirler uçuşmuyor. Tersine taraf oldukları grupların sözcüleriymişçesine davranıyor, yazıyor, çiziyor, konuşuyorlar. Okuyan, izleyen şaşkın. Bu ortamdan yararlanan kalemine çabuk yazarlar da komplo teorileri üzerine kitap üretiyorlar bolca. Yaşanan ar dünyası değil kâr dünyası... Şu ara kitaplığımda nicedir el değdirmediğim eski baskılı kitapları elden geçiriyorum. Yıprananları onarmaya çalışıyorum. Çünkü onların bir bölümü kültürümüz için bir hazine. Bilemiyorum günümüzde öğrencilerine Nurullah Ataç?tan söz eden, bu ünlü edebiyat eleştirmeni ve deneme yazarını tanıtan öğreticilerimiz var mı? Umarım az da olsa vardır. Ataç?ın edebiyat konuşmalarına göz atarken bazı tümceleri üzerinde özenle durdum. İçinde bulunduğumuz ortamı anlatıyor sanki. Birbirini döneklikle, değişime uğramakla, bağnazlıkla suçlayan aydınlarımızı. Yazımın bir bölümünü Ataç ustaya ayırarak okurla paylaşayım istedim: ?İkide birde duyarsınız, şunun bunun için değişti, fikir değiştirdi diye bir söz çıkarırlar. Çoğu öfkeyle karşılar, dudak büker, kınayıverir; kimi de üzülür, vefasızlığı içi götürmez. Bana sorarsanız, ne yalan söyleyeyim? Çabuk çabuk inanmam öyle şeylere. Kolay mı fikir değiştirmek? Herkesin harcı mı? Bir kere bir fikri olacak kişinin. Bir de yetmez, en aşağı iki: birini bırakacak, öbürünü savunacak. Nerde o bolluk?.. (Az kaldı ?savuracak? diyordum. Bizdeki tartışmalara bakılınca ?savurmak? da yakışmıyor değil: fikir savrulmasa da laf savruluyor.? Gelin de Ataç ustanın yazdıklarına katılmayın. Televizyon söyleşilerinde onca patırdı gürültü, afra tafra arasında bir fikir kırıntısı bulabilmekte ne denli zorlandığınızı düşünün bir. Sermaye gruplarına, siyasete odaklanmış köşe yazarlarının; olaylar karşında takınabilecekleri tavırları, kaleme alacakları yazıları önceden kestirebilmemiz biz okurların feraseti mi? Yoksa onların özgün bir fikir sergileme şanslarının bulunmamasından mı kaynaklı? Düşünmekte yarar var. Sonuçta Ataç ustanın görüşlerine yakınım ben. Yazanın, konuşanın kişiliğine pek aldırmam. Önemli olan söylemin, yazının fikir içermesi. O fikri doğru bulabilmem, beğenebilmem, benimseyip savunabilmem. İşte hepsi bu.