Gazetelerde Gazeteci Deniz Som’un ölüm haberlerini okurken 1983 yılına gidiyor aklım.

27 yıl öncesinde 7 Mart 1983 tarihinde TTK Armutçuk Müessesesi’nde meydana gelen patlama olayının da acısı çöküyor yüreğime.

O tarihte İstanbul’da Sirkeci’deki ünlü Ereğlililerin oteli Emek’te akşam haberlerinde olayı duyunca hemen Kandilli’ye geri dönmüştüm.

O günlerde tanıdım Deniz Som’u.

Füsun Özbilgen, Hasan Uysal, Ümit Kıvanç’ı.

Günlerce Cumhuriyet’e sıcak haber yetiştirmelerine katkı vermiş ve o tarihlerde Cumhuriyet’in manşetinde de bir haberim yayımlanmıştı. Ki, haberi de ben yazmamış, Cumhuriyet ekibi benim katkılarıma saygı duyarak bir haberde benim ismimi kullanıp teşekkür etmişlerdi vefalı davranıp.

Ereğli-Kandilli arasındaki ulaşım olarak da sıkça treni kullandıklarını çok iyi biliyorum.

Yıllar yılları kovaladı.

O yılların muhabirleri emekleriyle marka oldular daha sonraları.

Deniz Som’u o dönem çok tartışmalı isimlerden biri olan TTK Armutçuk Müessesesi’nin Üretim (istihsal) Baş Mühendisi Lütfi Alev Belet ile görüştürmüş ve olayın iç yüzünü sorumluluk taşıyan teknik elemandan öğrenmesini de sağlamıştım.

Deniz Som’un ölümüyle ilgili yazılan övücü sözleri okudukça, “iyi ki tanımışım” diyorum.

Toprağın bol olsun Deniz Usta.

Çok bol…

 

DİNAZORLAR

 

Saadet Partisi’ne Necmettin Erbakan yeniden Genel Başkan olarak getirildi.

Oh ne ala!..

Yaşşaa Varol padişahım!

Sensiz olmaz!

Padişahlık demokrasisi bunun adı padişahlık.

Biat kültürünün son örneği.

Bir tarafta sultanlar, diğer yanda da müritleri.

Aynen öyle.

Sözüm ona demokrasi var Türkiye’de.

Yani insanın aklı mantığı almıyor.

Bu devlet; bir emniyet müdürü performansını yitirir, olayları iyi analiz edemez, toplumsal barışı korumada zafiyet gösterir diye 60 yaşında re’sen emekli ediyor.

Bu devlet; bir genel kurmay başkanını, bir anayasa mahkemesi başkanını, bir müsteşarı, bir valiyi, bir en üst düzeydeki görevliyi bile 65 yaşına geldiğinde akıl sağlığı yetersizdir diye re’sen emekli edip, “git torununla oyna” diyor.

Bu devletin bir tapu müdürü, 60 yaşın üstündeki küçücük bir daire bile sattığında da aklı yerinde mi diye (isterse) doktora gönderiyor.

Ama bu ne biçim siyasettir ki, yaşlılardan kurtulamıyor.

Böyle bir demokrasi olur mu?

Her şeyin bir sonu var da siyasetin yok mu?

Ölümüne kadar siyaset mi?

Yok mu bunun bir “dur!” noktası?

Siyasetten emeklilik diye bir kavram olamaz mı?

 

Sadece genel düzeyde değil sevgili dostlar, yerel düzeyde de aynı fotoğraf var.

Genel Başkan veya genel merkezi ayarlayan işi götürüyor.

Kimse “sen yaşlısın” veya “sen yetersizsin” demiyor ve yandaşlarını bir yere yerleştiriyor.

Sonra da “biz  milli iradenin temsilcisiyiz” gibi akla mantığa uymayan açıklamalar da ardından geliyor.

Necmettin Hoca’ya elbette Allah uzun ömürler versin.

Ama siyasette ise bu tür örnekler gençlerin siyasete girişindeki en kötü olaylar.

90’nına yakın insanların tavrı, eğer ki yüreklerinde bir gram demokrasi vicdanı var ise gençlere yol açmaktır.

Nalıncı keseri bile bu örnekler karşısında ağlar ve kendi paralar.

Türkiye nüfusunun yarıdan çoğu genç ama ülkeyi ise yaşlılar yönetiyor.

Bu nasıl iş ise!..