Türkiyede tutuklu gazeteci sayısının 100e yaklaştığını bildiriyor ciddi meslek örgütleri.
İleri demokrasinin uygulandığı bir ülkede gazeteciler cezaevlerinde.
Evet evet cezaevlerinde.
Cezaları belli ki cezaevlerine atılmışlar.
Çünkü bu ülkede ayrıca tutukevi yok.
Cezanın evi var.
Suçlu isen cezanı çekeceksin.
Ya suçsuz değil de cezanın evinde yatırıldın ise?
Ya haksızlık var ise?
Ya iftira var ise?
Ya suçlamaya fırsat yaratan deliller gerçek değil ise?
Ya delilleri toplayanlar bilerek ya da bilmeyerek yanlışlık yaptı ise?
Ya hukuk yanıldı ise?
Peki öyle ise de, haksız yere cezanın evinde yatırılmak niye?
Oda TV davasında tutuklamalara kanıt gösterilen iletilerin virüs olduğuna dönük üniversitelerin bilirkişilerinin tuttuğu tutanaklar geçersiz mi şimdi?
Bir değil iki üniversite.
Hatta yurt dışından Amerikadan gelen bilirkişi raporu virüslü diyor.
Durum böyle iken, gazeteciler neden tutuklu?
İktidara muhalif oldukları için mi?
Tamam da, gazeteciliğin temelinde iktidara muhaliflik vardır.
Yani genel olarak muhaliflik vardır.
Muhalefete de muhaliflik vardır.
Olaylar sürekli kamu adına bakıştan geçirilir gazetecilerce.
İktidar ise eleştirilmeyecek mi?
Milletvekilleri eleştiriden pas mı geçirilecek?
Vali ise eleştiriye uğramayacak mı?
Belediye başkanı ise kral mı ki, eleştiriyi kabullenmeyecek?
Yetkililer yetkili olduklarından dolayı dokunulmaz mı?
Gazeteci takımı muhaliftir ve olayların temelinde de eleştiri vardır.
Ama nasıl eleştiri?
Asıl konu bu olmalı.
Kişi hak ve özgürlüklerine saldırı yok ise, özel yaşama saygı gösteriliyor ise, bireyler sadece görev ve sorumlulukları nedeniyle hakaret içermeyen söz ve seslerle eleştiriliyor ise bu noktada akıl sağlığı yerinde olan her etkin ve yetkili, bu eleştirileri süzer, değerlendirir ve yararlanması da bilir.
Olayın özü de sözü de budur.
Teknoloji öyle boyutlara ulaştı ki, teknolojiye hükmedenler kötü niyetliler ise ipini çekemeyecekleri hiç kimse olamaz.
Hele bir de yandaş ve yalaka takım var ise medyanın göbeğinde, kamuoyunu istedikleri maniple ederek gerçekleri değil, yutturmak istediklerini enjekte ederler insanların bilinç altına.
Bunun adı önyargıdır.
Böylelikle de, düzgün insanlar bazı çevrelerin kıyımına uğrarlar ve ağızlarıyla kuş tutsalar bile dertlerini anlatamazlar.
Anlatması da zordur ya.
Çeken bilir.
Bilen bilir bu sapkın yollarda yaşananları.
Gazeteciler cezaların evlerinde.
Ceza yemeden cezaevlerinde yatırılıyorlar.
Mustafa, Soner, Nedim, Ahmet, Miyase, öteki beriki tüm gazeteciler teknolojik terörün kurbanı olarak evlerinden, işlerinden, ailelerinden ayrı düşürüldüler.
Onların da bebeği var.
Onların da anne ve babası.
Eşleri de yol bekler.
Ve bu ülkede gazeteciler cezaevlerinde tutuklu olarak yatırılırken, meslektaşlarının uğradığı haksızlıklara ses çıkarmayan sözüm ona gazeteciler de, her fırsatı gazetecileri cezaevinde yok etmek, itibarsızlaştırmak, onurları ile oynamak için kullanırlar.
En tuhafı da, demokrasiden çok da dem vururlar.
Bir düdük çaldığında da dönekliğin alasını gerçekleştirerek bir başka telden şakşak çalarlar.
Madolyanın tersi ise, düdüğü çalanlar da şu anda cezaevlerinde tutuklu bulunanların ensesinden tutarlar.
Şonuç şudur ki; cezaların evlerindeki tutuklu gazeteciler, ne ileri demokrasiden dem vurarak özgür düşünceyi tutsak edenlere ne de düdükçülere asla yaranamazlar. Çünkü yaranma gibi bir duruşları hiç yoktur. Mesleki ilkeler ile yoğrulmuş benlikleriyle bedelini de ödeyerek etik değerlerden vazgeçmezler/vazgeçemezler. Onların adı dönek değildir çünkü.