Bir gün önce şehir dışından gelmenin ve sabaha karşı da yatağa uzanmanın yorgunluğu ile öğle saatlerine kadar uyumuşum.

Telefon sesiyle uyanıp boğuk sesle 'Günaydın' dediğimde gözüm saate ilişti ki, kadran 10.50'i gösteriyor. Arayan Semih Özkök 'Ereğli'nin Milli Marşı' yazımdaki 'Ah a benim sömsöm yavrum' türküsünün sözlerinde eksiklik bulunduğunu belirterek 'atım var alabacak/ ayağı nallanacak/ ah ana beni evlendir/ kestanem kurtlanacak' kıtasını da hatırlattı.

Gülümseyerek güne merhaba dememi sağlayan Özkök'ün ardından bu kez duvardaki saat gözüme ilişti.

Üf!

Suç işlemiş gibi yataktan fırladım.

İş iştir.

Cumartesi ve Pazar günleri dahi çalışmaya alışkın bir beden hiç öğle saatlerine kadar yatakta kalınır mı?

Elimi yüzümü yıkamaya giderken, kapının zili ardı ardına çalmaya başladı.

Açtım ki, bizim torun Ekin.

Zili çalıp kaçıyor ve duvarın arkasına saklanıp gülüyor.

'Gel dedeyi bir öp bakalım' deyip öpüştükten sonra giyinip çıktım sokağa.

Komşumuz İsmail Kocatürk kesti yolumu ve küçük bir kağıt parçasına yazılı telefon numarası uzattı.

'Beni Sağlık Bakanlığı'ndan aradılar ve ben beşinci sıradaymışım. Beni kimse aramaz benim numaramı nereden buldunuz diye sorduğumda arayan kadın beni azarladı' dedi.

Telefon numarasına baktım ki, 0543 lü bir numara.

Olay anlaşıldı. Bir çok kişinin başına gelen  telefon vurgunu taktiği.

Bakanlığın böyle bir numaradan aramayacağını ve polise gitmesi gerektiğini anlattım komşuya.

Bu tür olayların sıkça yaşandığını, dahası arkadan verilen polis telsizi sesleriyle aranan kişinin bazı suçlara karıştığının iddia edildiğini, bu suçu örtbas edebilmek için bir miktar paranın bankamatik aracılığıyla havale edilmesi talebiyle karşılaştığınızda dahi korkmamalarını anlattım.

Elbette böyle bir durum karşısında, Cumhuriyet Başsavcılığına veya polise iki nüsha bir şikayet dilekçesi ile başvurulup, verilen dilekçenin de alındı belgesinin saklanmasının yararlı olacağını biraz genişleterek ifade ettim.

Komşu İsmail'in bu telaşına eşi Yaşar  Hanım'da karıştı ve 'Raziler 800 milyon ödediler' dedi.

 

O da herhalde şu:

'Size bir yerden icra bildirimi geliyor. Bakıyorsunuz ki, icraya vereni tanımıyorsunuz, böyle bir mal almadınız. Benim böyle bir borcum yok diye bir kenara atanlar, sonra bunun bedelini ödüyor. Bu da öyledir sanırım.'

 

Komşunun eşi tekrarladı  'Ödediler parayı' diye tekrarlarken anlatmaya devam ettim.

'Sakın ola ki böyle bir bildirim geldiğinde 'bana ne' demeyin. Hemen bildirimi gönderen icra dairesine iki satır 'böyle bir borcum yoktur' diye itiraz edin yeter. Bu itirazınızı yaptığınızda icra işlemi durur. Alacaklının gerçekten bir alacağı var ise bunu belgelendirerek kanıtlamak zorundadır.'

Öğleden sonra kendisini Sağlık Bakanlığı görevlisi olarak arayanı kadının aradığı numarayı da dilekçenin altına yazarak şikayet edeceğini belirtti İsmail Kocatürk.

Doğrusu bu çünkü.

 

Sevgili okurlar, bu icra olayı çok ilginç.

İnanın itirazda bulunmayan bir çok aile mağdur oluyor.

Hele ki muhtarlara tebliğ edilen belgeler de çok tehlikeli.

Muhtar ihmal edip de bu belgeyi size teslim etmediği takdirde de sıkıntı yaşanabilir.

Bu nedenle, muhtarla iletişim içinde olmakta büyük yarar var.

Sakın ola ki, telefon ile sizi tehdit eden, kandırmaya çalışan ve çeşitli taleplerde bulunanlara kanmayın ve korkmadan, çekinmeden savcılıklara ve emniyete giderek şikayetçi olun.

 

Güne Semik Özkök'ün Ah a benim sömsöm yavrum türküsüne yaptığı 'atım var alabacak/ayağı nallanacak/ ah ana beni evlendir/ kestanem kurtlanacak' sözleriyle yaptığı katkı ile başladık.

Sonra torunumun her sabah alışkanlık haline getirdiği zil şov ile devam ettik. Ha aklıma gelmişken, bizim torunun son numaralarından biri de, babasının kapının önündeki ayakkabılarının içini su ile doldurması. Fırsat buldukça bu eğlenceyi yapıyormuş babasına. Bana bulaşmadı daha. Tam ayakkabıya ayağını atıyorsun ki vıcık vıcık su.

Eyvah!

Armut dibine düşüyor. 

Torun bu. Ne yapsa keyf. Ne yapsa eğlence. Ne yapsa sevgi.

 

Ereğli türküsüyle güne başlayıp ne ile kapatalım?

Yine bizim  türküyle.

'Telaşe yok a evlatcum telaşe yok.'