Pazartesi yazımı Yiğit Adam Şemsi Denizer’i ölüm yıldönümünde anmak üzere kurgulamıştım beynimde.

Pazar sabahı bilgisayarı açtığımda Denizer ile ilgili beynimde geçenlerin hüznü yüreğimde süzülerek çoğalırken, şehit haberi geldi.

Hakkari’de çatışma ve ilk bilgilere göre de 8 Mehmetçiğimiz şehit.

8 genç can toprağa düştü yine.

Anneler, babalar, aileler, komşular, dostlar Pazar sabahında bu haberle uyanacaklar.

Acı kavuracak bu Ağustos sıcağını da geçerek yürekleri.

Gözler dolup taşıp sağanak yağış gibi boşalmaya başladığında yutkunmak ne zor be dostlar.

Hele ki hıçkıramamak…

 

Bir Pazar sabahında ülkemin geleceği ile ilgili yapılan planları çözmeye çalıştıkça, Eşsiz Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ey Türk Gençliği” hitabesi geliyor aklıma.

“…..Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin!....”

Nasıl?

O gün de ordular dağıtılmıştı.

O gün de işbirlikçiler vardı.

O gün de korku ve sindirme almış başını gidiyordu.

O günde….

“……..Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir…..”

Yıkılmadık kale mi kaldı?

Cumhuriyetin temel ilkeleri, Atatürk’ün ilke ve devrimleri, eğitim ve öğretim birliği, yargı, güvenlik kuvvetleri ne oldu?

O günde öyleydi, bugün de böyle…

“……Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur !”

Şimdi bu hitabe sözde mi kaldı?

Anlamını yitirdi mi?

Hani gençliğin atasına cevabındaki sözler ne oldu?

Uyuduk mu?

Korktuk mu?

Sindik mi?

Sahi ne oldu bize?

 

Ormanlı’nın Başören Köyü’nün Çömetenler Mahallesi’nden şehit verdiğimiz Metin Çevik’in acısı sardı bilincimin her yanını.

Boğazım yara.

Tuz bastım Misak-ı Milli’den yana olanlar gibi acılara/acılarımıza.

Yüreğim de sızım sızım sızladı bu Pazar sabahında.

Bağırdım.

Çığlık attım.

Ama duyan da olmadı.

En acısı da bu ya