1 Mart 1978 tarihinde satın almışım Bülent Ecevitin yazdığı Atatürk ve Devrimcilik kitabını. Kitabın 4. Baskısı var kütüphanemde. 4. Basım tarihi 1976 olan bu kitap, ilk kez 1970de yayımlanıp kitapseverlerle buluşmuş.
Bülent Ecevitin Atatürkçülüğe çok farklı bir pencereden baktığını gözlemleyebiliyoruz Atatürk ve Devrimcilik isimli bu kitabında.
Eşsiz Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürkü 10 Kasım 2012deki ölüm yıldönümünde bir kez daha anıyoruz saygıyla, özlemle ve devrimlerine sıkı sıkı bağlı kaldığımızı/kalacağımızı haykırarak. İşte Bu anma gününde, Ecevitin kitabından aldığım iki yazısını ve çok önemli bulup herkes okumalı görüşümle sizlerle paylaşıyorum bugün.
İKİNCİ BASKI İÇİN ÖNSÖZ
1969 Kasımında Atatürk üzerinde yaptığım bir konuşmayı, CHP içindeki küçük bir kesim, ters yorumlarıyla bazı ağır eleştirilere konu yaptılar. Onun üzerine konuşmayı kitap haline getirdim ve 1970de konunun tartışıldığı CHP Yirminci Kurultayına sundum.
1969daki konuşmamın belli bir amacı vardı. O sıralarda bazı devrimciler, demokratik rejim içinde halka dayanarak, halk yararına hiçbir devrimci atılım yapılamayacağını ileri sürüyorlardı. O ortam içinde gençler de, ordu da ihtilale kışkırtılıyordu. Halka inanan, Atatürkün halka inancını yürekten paylaşan bir kimse olarak, bu kışkırtmalara karşı çıkmayı ödev saydım. Türkiyede artık halka dayanmadan hiçbir şey yapılamayacağını, ama halkın gücüyle ve desteğiyle çok şey başarabileceğini anlatmaya çalıştım.
Demokraside kendileri için bir gelecek göremeyen bazı politikacılar çok kızdılar benim çabama.
Sonra ne oldu? Sonra korktuklarım oldu; demokrasi kazaya uğradı ve demokrasiye inanmayanlar, gençliği demokrasiden soğutmaya uğraşanları ve ihtilalciliğe kışkırtılanları zamanında uyandığım için bana kızanlar, sonradan kışkırtmacıların da, gençlerin de başına balyoz gibi indiler.
Fakat bu şokun bazı tedavi edici etkileri de olmadı değil. Demokrasinin değeri daha iyi anlaşılmaya başladı. Demokrasiden bunalanlar demokrasiyi özler oldular. Halksız hiçbir reform yapılamayacağı görüldü. Devrimci Atatürke bağlılık görüntüsünü kendi tutuculukları üstüne şal gibi örtmeye kalkışanların oyunları bozuldu.
Ona rağmen bu kitabın savunduğu temel düşünceyi ters yorumlamaya çalışanlar hala çıkıyor arada sırada.
Demokraside her düşünceye kapıların açık olduğunu, açık kapılara yüklenmemek gerektiğini söylemiştim. Öyledir gerçekten Her düşünceye, her akıma kapılar açıktır demokraside, açık olmalıdır. Ama ol kapılardan girip iktidar olabilmenin ve düşüncelerini uygulayabilmenin bir kesin koşulu vardır: Halkın rızası
Türk halkı ise, açık kapıdan girip iktidar olduktan sonra kapıyı içerden kilitleme niyeti besleyenleri kolaylıkla tanıyacak ve onlara o fırsatı vermeyecek kadar akıllıdır ve görgülüdür.
1973/ Bülent Ecevit
1.GİRİŞ
Son yıllarda Türkiyede devrimcilik anlayışı yeni bir döneme girmiştir. Devrimcilik üzerinde yeni düşünceler oluşmakta, yeni yorumlar yapılmaktadır. Yeni devrim stratejileri geliştirilmektedir. Bu arada, Atatürk devrimciliği de, değişik aydın topluluklarınca, ayrı ayrı biçimlerde yorumlanmaktadır.
Atatürkün kurduğu devlette ve Atatürkün çizdiği yönde ve yeni devrimci atılımlar yaparken, Atatürk ve Atatürk devrimciliğini, yalnız Atatürkün kendi yaşamış olduğu dönemin koşullarına göre değil, yaşadığımız dönemin koşullarına ve sorunlarına göre de değerlendirmek zorundayız.
Böyle bir değerlendirme duygusal olmamalıdır. Böyle bir değerlendirme, Atatürkün tabulaştırma eğimine de dayanmamalıdır. Çünkü Atatürkü tabulaştırmak, Atatürkçülüğe en aykırı bir eğimdir.Atatürk kendisi, Türk toplumunu yüzyıllarca geride tutan tabulara karşı çıkmış; o tabuları, o yasakları yıkmış olan bir gerçek devrimci idi.
Atatürk, duygusal değil, akılcı bir devrimci idi. Onun için, duygusallığa da kaçmadan, Atatürke ne kadar inanırsak inanalım, onu bir tabu saymadan; Atatürk devrimciliğinin, bugünkü koşullar içinde nasıl olması, nasıl uygulanması gerektiğini araştırma zamanı gelmiştir artık.