FUTBOL ÜZERİNE SÖYLEŞMEK
Turgay OLCAYTO
FUTBOL günümüzde kitleleri büyüleyen spor seyirliğinden öte bir anlam kazanmaya başladı. Futbol kulüpleri artık egemen sermayenin önemli yatırım alanlarından birini oluşturuyor. Küreselleşen dünyada bu sporda da ulusalcılığın pek kıymeti harbiyesi kalmıyor aslında. Türkiye?yi yönetenleri ve futbol karşılaşmalarını yüzyıl savaşları ile karıştıran ulusal takım teknik direktörümüzü elbette ayrı tutmak gerekiyor. Avusturya-İsviçre?nin ev sahipliğinde düzenlenen Avrupa Şampiyonası maçlarını izlerken kimi görüntüler ilgimi çekti. Fransa, Hollanda, İsviçre gibi bir çok ülkenin ulusal ekiplerinde yer alan yabancı kökenli sporcular ulusal marşları ağızlarını kıpırdatmadan tepkisiz bir biçimde dinliyorlar. Kimliklerine, aidiyetlerine bağlılıklarının bir göstergesi, davranışları. Onları kendilerinden sayan ülkeleri, sporcu arkadaşları da buna saygı gösteriyorlar. Cumartesi gecesi Hollanda- Rusya maçında bir başka ilginç olay yaşandı. Rus Ulusal takımının başında Hollandalı teknik direktör Guss Hiddink vardı. Çalıştırdığı takımın sahadan yengi ile ayrılması için bilgisini, emeğini koymuştu ortaya. Sonuçta Rusya tur atladı, Hollanda elendi. Ama sahadaki futbolculardan, stadı dolduran Hollandalı seyircilere kadar hiç kimse Hiddink için vatan haini demedi. Küfretmedi. Tersine ünlü antrenörü alkışladı, bağrına bastı. Bunlar futbolun, daha doğru bir tanımla sporun güzellikleri.
Gelelim ülkemize. Hiddink?in yaşadığı olayı Bir Türk teknik direktörün -diyelim ki Yunanistan?ın başında- Türkiye?ye karşı gerçekleştirdiğini düşünün. Ne vatan hainliği kalır adamın ne de casusluğu. Telefonları, interneti kitlenir küfürlerden. Hainliği spor medyamızın ünlüleri tarafından da tescil edilir. Kısa sürede ipi çekilir garibin. Kimi televizyonlarda Brezilyalı Arelio?ya ulusal marş söyletmek maskaralığına ne demeli peki.. Popüler kültürün etkisinde giderek kalitesini yitiren, seviyesini düşüren reklam sektörünün ulusal takımı robot gladyatörlere dönüştürmesinin anlamını biri açıklayabilir mi?
Gurur duyulması sevinilmesi gereken kazanılmış bir maç sonrası eli silahlı kişilerin halka yaşattığı terör, medyamızın her zamanki hoş görüsü ile "magandalar" denilip geçilmemeli. Silahın böylesine kolay sağlanabildiği, her gün yaralama ve cinayetlerin kol gezdiği ülkemde bu ciddi sorunların işareti demektir, şiddet özendiriliyor demektir. Şovenizm hortlatılıyor demektir. Sığ siyasetler adına ülke barışına kan doğranıyor demektir.
Avrupa Futbol Şampiyonasından siyaset de kendince pay çıkarıyor. Gündemin yoğun, ekonomik durumun sallantıda, dış politikanın karışık olduğu bir dönemde iktidarı, muhalefeti ile siyasetçilerimiz ulusal takım üzerinden rant yeme peşinde. Ulusal takım tur atladıkça ilan ve reklam pastaları büyüyen büyük sermayenin gazete ve televizyonları da dört köşe. Sermayenin piar ustaları ise işlerini hakkıyla başarıyor. Gezdirdikleri, yedirip içirdikleri bazı kalemlerin gazetelerinde firmaları için döktürdükleri övgü dolu yazıları ellerini ovuşturarak arşivlerine yerleştiriyorlar,
Teknik direktörümüz mü? Lost dizisinin aktörü Andrews bir söyleşide "Çek maçında antrenörünüz niye kendisini dövüyordu hiç anlamadım" gibisinden bir laf atmış, hoşuma gitti. Yıllardır izlerim Fatih Hoca?nın aktörlere taş çıkaran jest ve mimiklerini. Yapay ve abartılı bulur pek bir anlam veremem. Ama görüyorum ki bazı oyuncuları çok da iyi anlıyor hocalarını. Belki de şansın ve başarının sırrı burada...
Yorumlar