Kdz. Ereğli kendi dinamizmi ile yol alan kaderine terk edilmiş bir ilçedir.

Bunun önü ve arkası budur.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun ilçelerin sosyo ekonomik gelişmişlik sıralamasında Kdz. Ereğli’nin üst sıralarda yer almasından bu yana yedi yıl geçti. Bir araştırma daha yapıldığında Kdz. Ereğli’nin nasıl gerilediğini hep birlikte göreceğiz.

Görünen köyü görüyoruz.

Kılavuzun adı akıl çünkü.

 

Kdz. Ereğli’nin gerilemesinin en büyük sebeplerinden birincisi toplumsal sorumluluk duygusundaki erozyondur.

Ve ardından gelen de bu duyguyu dağıtan kavgalardır.

Kdz. Ereğli artık ortak sorunlarında hemfikir olamıyor çünkü.

Örneğin gökyüzünden zehir yağacak ve bu zehir sağcı solcu, genç yaşlı, erkek kadın, büyük küçük ayırmayacak ama, bu zehir tehlikesine karşı tek yürek olup da “yaşamamı karartma” diyemiyoruz.

Konuyu hemen sulandırmak için, kanser tehlikesine karşı geleceğimizi korumak isteyenlere iftira atıp mücadele hırsını öldürmek istiyoruz.

Bunun adı nedir?

Tek kelime ile yaşadığı bölgeye ihanet.

Bu ihanet bataklığında bilerek veya bilmeyerek olanlara da her yerde hain derler ya…

 

Bir örnek daha:

Lokomotifi kestiler cayır cayır.

Ereğli’nin geleceğinde toplu taşıma araçları mutlaka yer alacak.

Durum böyle iken ilçe ile Kandilli beldesi arasındaki 16 kilometrelik demiryolunu söküyorlar gıkı çıkanlara da “enayi sana ne?” gibi sözlerle dalga geçiyorlar.

İşte bir örnek daha su.

Kdz. Ereğli’nin içme ve kullanma suyu önceden Delihakkı’daki keson kuyulardan temin edilir, ayrıca Gülüç Irmağı’ndan da arıtılarak kente verilirdi. Su yeterli değildi. Erdemir’den arıtma su (parasıyla) alınmaya başlandı. Erdemir, bu bölgenin suyunu Ereğli halkına para ile satmaya kalkarken bu komediye kimse ses çıkarmadı ve “Erdemir benim suyumu vermeye mecbursun” diyemedi. Erdemir iyi ki bir baraj yaptı Kzıılcapınar’a ve bu barajdan ilçeye isale hattı döşenmesi için uzun yıllardır mücadele eden ve destek verenlere bir tek gün bile “sağol” diyen olmadı.

Yine su, bu barajı besleyen Kurtlarsuyu; ilçe kaymakamlığından, Ereğli Belediyesi’nden ve Erdemir’den habersiz bir şekilde, Gaca tepesine 2543 metre uzunluğunda ve 3 metre yüksekliğinde tünel yapılarak Ulutan Barajı’na akıtılmak için harekete geçilip ihale yapıldı ve kamuoyu bu konuda bile beklenen tepkisini ortaya koyamadı. Olayı ortaya çıkardığımızda, dönemin belediye yönetimi “Bu su Beycuma’nın” diye suyumuzu çalanlardan yana oluverdi.

 

Örnek o kadar çok ki.

İşte havaalanı olayı.

Erdemir’de 1992 yılında yaşanan kazadan sonra kapatılan havaalanının yeniden pis boyuda uzatılarak açılması için ses verenlerin sesinin dinlenmesi amacıyla destek olan ortaya çıkmadı.

Ereğli-Arifiye demiryolu konusunda kim ne adım attı.

Hele ki, feribot başta olmak üzere deniz otobüs seferleri konusunda ilgi gösterildi mi?

Bugün de Kireçlik var gündemde.

Kireçlik’e 2 tane birden termik santral kurmak isteyen bir şirket, yaşamımıza yeniden kast ediyor.

Yani bizi ve bizden sonrakileri kanser hastalığı ile baş başa bırakacak bu girişime karşı hani nerede birlik ve beraberlik?

Var mı?

Oysa bunun şusu busu olmaz ki.

Öl-dü-rü-le-ce-ğiz ve bu açık tehdidi bile umursamıyor isek, yaşadığımız bu kentin geleceğini kim “iyi günler bekliyor çocuklar” diye gösterebilir?

Mümkün mü?

 

Kdz. Ereğli’nin eski yıllardaki konuşabilen ve hedefi olabilen kent olmasından uzaklaşmasının sebeplerini ortadan kaldırmanın tek yolu, öncelikle “konuşabilme kültürüne” sahip aydınların bir araya gelmesinden geçmektedir.

Bunu sağlayacak olan özellikle mimarlardır, mühendislerdir, akademisyenlerdir.

Yani bu ve benzeri mesleklerin örgütleridir.

Örgütler, kimi endişelerden korkmadan Kdz. Ereğli’nin geleceğine dönük düşüncelerini ortaya koymalıdırlar.

Örneğin mühendisler, jeologlar, mimarlar Kireçlik konusunda ne düşünüyorlar?

Kamuoyunun bunu bilmeye hakkı yok mu?

 

Kentimiz kendi iç dinamiği ile gelişip büyüyebiliyor.

Yani arkasından iten veya yelken açan yok.

Kendi bildiğine büyüyen bir Ereğli’nin geleceğinin sağlıklı taşlarla örülebileceğine inanan var ise bildiğini söylesin de öğrenelim.

Ama fotoğrafta çok kareler eksik.

Yoklar olması gerekenler.

Keşke meydana çıksalar.

Keşke konuşsalar.

Keşke yanlışları söyleyebilme cesaretini kullanabilseler.