GÜZELİ ARAYIŞ
Turgay OLCAYTO
YILLARIN yıpratamadığı dostluklar var, İyi ki de var. 1960 yılının üniversiteye henüz adımını atmış bizim kuşağın yazıya, çiziye, şiire, sinema ve tiyatroya tutkulu gençlerinin oluşturduğu arkadaşlıkta bu dostluk bağının kopmadığını görmek, yaşamak müthiş bir keyif ve mutluluk. Saçlarımız dökülse, göbeğimiz giderek büyüse, kimi zaman hastalıklardan yakamızı sıyırabilme telaşında da olsak birbirimizi görünce dinçleşiyor, gençlik dönemlerimizin delikanlılığını anımsatan bir enerji ortamına kaptırıveriyoruz kendimizi. Hala kendi çapımızda bir şeyler üretmekten, ürettiklerimizi toplumla, birbirimizle paylaşmaktan zevk alabiliyoruz. Belki de kimi düşünürlerin dediği gibi yaratmanın ve üretmenin yaşı yok.
Geçenlerde böyle bir dostla birlikteydim. Sanat tarihçisi, ressam Gürol Sözen. Aylardır yoğun bir çalışma içindeydi. Eşi mimar ve öğretim üyesi Zeynep?le sürdürdükleri Anadolu topraklarındaki kültür değerlerini evrensel bir boyuta taşıma uğraşı içinde, deyim yerindeyse, soluk alamıyordu. Katıldığım bir toplantıda karşımda görünce çok sevindim. İstanbul dışında olduğumdan sergisine gidememiştim. Bir yandan Türk kültürü açısından bir övünç kaynağı olmasına karşın, popüler kültür sevdalısı medyanın bu görkemli sergiye gereken önemi vereceğinden kuşkuluydum. Sonuçta pek yanıldım da sayılmaz. Gürol ve Zeynep sergiledikleri emek ürünü çalışmalarını büyük boy ve özenle hazırlanmış bir kitapta toplamışlar. Kitabın adı ?Anadolu Topraklarında Güzeli Arayış.? Eserin grafik tasarımını Erkal Yavi yapmış. Fotoğraflar Ali Konyalı?nın. Sözen çiftinin kaleme aldığı önsözde ilgimi çeken kimi satırların altını çizdim. Bunlardan birini sizinle paylaşmak isterim:
??Güzeli Arayış? bir anlamda savunusuna gerek olmayan Anadolu toprağının ya da uygarlıklarının görücüye çıkmasıydı! Neden mi? Gümüş ya da sedefli çekmecesinde bekletildiği için. Kimi zaman hiçe sayıldığı, kimi zaman küçümsendiği için. Ama bu serüven yalnızca Anadolu toprağının savunusu değil, tüm topraklarda yaşayanların da serüveniydi, çünkü kapımızda bekleyen, paylaşmak zorunda olduğumuz evrensel bir kültür vardı. Üretilen her eser insanoğlunun ortak malıydı. Öyle olmasa Anadolu toprağındaki bir eserin Asya?da, Afrika?da, Avrupa?da ne işi vardı??
Çalışmaya derinliğine daldığınızda ülke topraklarına yayılan kültür zenginliği gözlerinizi kamaştırıyor. Bu evrensel kültür birikimini görmezden gelenlere, bilerek ya da bilmeyerek sırtına dönenlere, öfkeniz büyüyor. Sözümün çoğu da siyasetçilere elbet.
Kitabı okumaya nefis bir tümceyle başlıyorsunuz. ?Güzel birdir. Sen aynaları çoğaltırsan o da çoğalır.? Umarım ve umalım ki devlet katında etkili ve yetkililer bu güzel tanımlamanın anlamına varabilsinler.
Yorumlar