Ereğli sokakları geçit vermiyor.
Yeni yol ve cadde yapılmayınca her geçen gün artan araç trafiği göç alan kentte trafik sorununu içinden çıkılmaz hale getiriyor.
Bunca yoğunluk arasında günü kurtarmak için dahi tek bir düzenleme yapılmayınca Kdz. Ereğli kaderine terk edilmiş ve sorunlarına çözüm aranan değil sorunlarının karışıklığıyla dalga geçilen bir kent konumunda kalmaya devam ediyor.
Belediyenin karşısındaki Devrim Bulvarından bile belli saatlerde geçmenin mümkün olamadığını düşündüğünüzde gariplikler ilçesinde kaldığınızı şıp diye anlarsınız.
Hele ki, dolmuş sistemindeki karışıklık tam bir komedi.
Kdz. Ereğlinin Hastane yönüne giden araçlar Emniyet Müdürlüğünün yanından; Meydanbaşı istikametine giden araçlar da Atatürk Anıtı arkasından kalkıyor. Hatta Devletin koskoca Hükümet Konağının karşısında İlçe Trafik Komisyon kararı da bulunmadığı halde üçüncü bir merkez durak yapılıyor ve çığırtkanlar kaymakamlık odasının tam önünde cırt cırt düdük öttürüyor.
Bunun adı komedi!...
Hem daha çok yakıt tüketilmesine ve de kavşaklarda yığılmaya yol açan bu tuhaf uygulamayı çözmeyen veya çözmek için en küçük gayret gösterilmeyen bir şehirde trafik düzenini işler hale getirilmesi mümkün mü?
Kimsenin umurunda değil açıkçası.
Bayram törenleri de öyle değil mi?
Bazı bayramlar sahil taksinin yanındaki sahil yolu üzerinde, bazı bayram ve törenlerde Devrim Bulvarında kutlanıyor.
Oysa sahil yolunu kapatmamak ve sürücülere işkene çektirmemek elimizde.
Devrim Bulvarı'nı bayram alanı ilan edersin olur biter.
Bir o yana bir bu yana taşımalı eğitim gibi bayram malzemeleri de taşınıp durmaz.
Ama kime ne anlatıyorsun ki!..
Arabesk kültür ve organizasyon.
Tuhaf tuhaf işler.
İçinde maydanozu bile bulunmayan köfteler.
Kdz. Ereğlinin trafik sorununda basit çözümler elbette vardır.
İstemek başarmanın yarısıdır derler ya.
Ama istemek gerek.
Çözme arzusu gerek.
Ve bunları yapabilmek için de heyecan duymak ve topluma hizmet üretmenin manevi hazzından bir yudum dem içebilmek gerek.
Bu yok ise tıntın her şey.
Ne söylersen söyle, ne anlatırsan anlat.
Aynen gürültü kirliliği konusu da böyle değil mi?
Ereğlinin sokakları düğün konvoylarının gürültüsüyle işkence çekiyor ama gürültü yapmayın! diyenler de bu gürültüye tam gaz veriyor.
Bu ne perhiz ne lahana.
Pardon lahana değil, mancar.
Bizim burada bu var.
Lahana sosyete yemeği.
Biz mancarı mancar bildik hep.
Kdz. Ereğli ardında bıraktığı yılları anlamsız ve içi boş harcıyor.
Yeni bir heyecanı bulmak da bu kafayla ve uyuşturucuya alışmış toplumla çok zor.
Alan da satan da memnun ise dışarıdakilerin gazelleri hiçbir anlam ifade etmez ki.
Sanki dünyanın bu en eski mesleğinin pazarında sağlam ayakkabı arıyoruz.
Pençe tutmayan ayakkabı ile yağmurda yürünmez.
Sulanıyor her şey.
Ciddiyet yok oluyor.
Salla başını al maaşını veya yolunu tıngır mırgır hayat gidiyor.
Yuvarlanıyoruz şen şakrak.
Oh oh!..
Ağızlarda bir ciklet Dünyaya kendimizi güldürürken, dağların ardında sımsıcak bir güneşin saydamlığın yollarında bizi her olayın içine katarak güç birliği ordusu yaratmasını beyhude bekliyoruz.
Beklemekten kök salanlar umutlarını yitirmiyor.
Helal olsun!
Ereğlide gaz ve saz günlerinin pırıltısı devam ederken, beni çözün prangalar altında inliyorum diye bağıran sorunlar hep öteleniyor.
Dahası işinizi yapın! diye uyarmaya kalkanlar da hedefe oturtuluyor.
Dünya böyle.
Pırasanın tarifini anlatmak, en şakşakçı olmak var iken toplumsal diyeni kim sever ki?
Ha belki bir yerlerden sessiz çoğunluğun duyulmayan alkışları da gelmiyor değil hani.
Belli mi olur.
Günler gider, harman dövme vakti de gelir