İHANET
Eyüp BEKTAŞ
Antalya’da PKK’ya karşı yapılan bir operasyonda omuriliğine gelen kurşun nedeniyle tekerlekli sandalyeye mahkum olan ve Devlet Şeref Madalyası ile ödüllendirilen emekli Kurmay Albay Abdulkerim Kırca’nın intiharına basında hakkında çıkan haberlerin neden olduğu öne sürülüyor.
Kantarın topuzu iyice kaçtı.
Türkiye’nin içinden geçtiği süreçte, Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmak için başlatılan kampanyanın lokomotifi basın organları.
Yandaş medya diye ortaya çıkanlar, Cumhuriyeti ayakta tutan en büyük güç olan ordumuza karşı o kadar yoğun bir saldırıya giriştiler ki, akıl alır gibi değil.
Saldırı genişleyerek yayılıyor da.
Dalkavukluğun çok ötesine taşınan bir operasyonu yaşıyoruz.
TSK baskı altında tutulmaya çalışılıyor.
Hayret…
Bunca saldırı karşısında sağduyulu davranmayı sürdüren komutanların (sabrı kalmamıştır desem beni de Ergenekoncu –darbeci- diye içeri atarlar mı?) bir çok kez yaptıkları uyarı açıklamalarını umursayan da yok.
Durmak yok TSK’ye saldırıya devam.
Öyle oluyor.
Bu ülkeye verdiği hizmet sonucunda bölücülerin kurşunlarıyla tekerlekli sandalyeye mahkum emekli albayla ilgili yazılanlar, ölümünden sonra da sürdü, sürüyor.
Pes yani…
TSK’nın son açıklamasında “Yargılama sürecinde sorumlu ve duyarlı olması gereken kesimlerin özen ve hassasiyeti göstermesi gerekirken, kişi ve kuruluşların âdeta yargısız infaz edilerek suçlu ilan edilmesi, temel insan haklarına aykırı olduğu gibi hiçbir hukuki ve ahlaki kuralla da bağdaşmamaktadır. Artık, yetkili ve sorumlu makamlar ile sağduyulu medyanın üzerlerine düşen görevleri yerine getirmek üzere söylem yerine gerekli tedbirleri alma zamanıdır” ifadeleri yer alıyor.
Kim anlayacak?
Hiçbir şey değişmeyecek.
Türkiye’nin en önemli sorunu haline geldi medya.
“Etik” gibi ifadeler sanki milattan öncenin tarih sayfalarında bırakılıp unutulmuş.
Yargısız infaz, saldırı, tehdit, şantajın adresi oldu basının büyük bir bölümü.
Güçlüden yana olma hastalığı öylesine bir furya haline geldi ki, ortada sınır-mınır kalmadı.
“Vur ha vur!” anlayışı ile artarak sürüyor TSK’ya karşı saldırılar.
Yaygın, bölgesel ve yerel düzeydeki sıkıntı her geçen gün artıyor.
Yargının “gizlilik” kararı verdiği davaların belgeleri yandaş medyaya kesintisiz servis yapılmaya da devam edip duruyor.
Ortalık iyice bozuk.
Tadı kalmadı hiçbir şeyin.
Peki ne olacak?
Böyle mi gidecek.
Emperyalizme karşı omuz omuza olmamız gerekirken, ülkede yaratılmak istenen kaosa prim mi vereceğiz?
Yanlışa ve kirli oyunlara dur demeyecek miyiz?
İran mı olacağız?
Kurtuluş Savaşı ile kazanılan bu toprakların bölünmesine, cumhuriyetin yıkılmasına seyirci mi kalacağız?
Kimi zaman merak eder dururum; “askerliğini yapmayan adam olmaz!” diyenlerin vurguladığı gibi, bu aymazlığın içine düşenler yoksa askerliğini yapmaktan kaçınan çürükler mi diye…
Bu işte bir iş var.
TSK’ye saldırmak, bir insanın kendi namusuna dil uzatılmasına çanak tutmaktan öteye hiçbir şey değildir ve olamaz.
Bunun adı da, vatana ihanettir…
Yorumlar