Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar atasözünün elbette bir derinliği var.
Ağlar ise anam ağlar.
Peki ya gerisi.
O yalan!
Bir de yaşayan bilir derler.
Yaşanmadığında içindeki derin anlamın farkına varılamıyor demek ki.
Yaşamak gerek.
İyisi ile kötüsü ile ki o anlam farkı yaşayarak öğrenilsin.
Ağlamak ve yaşamak.
Zonguldakın iki vazgeçilmez gerçeğidir bunlar.
Ağlamak alışkanlık, yaşamak ise savaştır Emeğin Başkentinde.
Ölümdür bir diğer adı.
Türkiyenin en çok şehit veren ilidir Zonguldak.
Madencilerin tabutları sıra sıradır grizu patlamalarında, göçüklerde.
Orhan Velinin sözlerine hep vurgu yaparız ya, yüz karası değil kömür karası diye.
Öyledir çünkü.
Kömür karası onurudur Zonguldakın.
Yüz karası yoktur ki hiç.
Ezilmiş ama üretmiştir Zonguldaklı.
Mükellefiyet dönemlerinde bile ağır çalışma koşullarına dayanamayıp da ocaktan kaçanların eş ve anaları karakolda rehin alındığında da isyan etmeyerek gitmiştir maden ocağına.
12-13 yaşındaki oğulları zorla maden ocağına köle gibi sürüklenirken bile ya padişahım ya da hükümetin çok yaşa diyebilmiştir de.
Bunca işkenceye rağmen hep sömürülmüştür.
Gelenin de vurduğu gidenin de dışladığı Zonguldakta elbette yaşayan biler ve elbette ana ağlar.
7 mart 1983 yılını da yaşayan bilir.
3 Mart 1992deki Kozlu faciasını da.
Her ikisini de en iyi bilenlerdenim.
Çünkü madenci bir aileden gelmenin ötesinde o Kandillide emeğin tam merkezinde yaşadım yıllarca.
Karlı bir kış günü Kandillideki hastanenin bahçesinden sıra sıra tabutlar çıktığında a acıyı yüreğinde değil, tüm anatomisinde hissedenleri kimse anlamaz/anlayamaz.
Bilemez de.
Suç değil anlamamak veya bilememek.
Eksikliktir sadece.
Çünkü iyi ki yaşamamıştır.
Yaşasa o acı ömür boyu tutsak alır o benliği.
7 Martta yaşamını TTK Armutçuk Müessesesinin Kandilli işletmesinde yeryüzünün yüzlerce metre altında veya hastanelerde bırakan yiğit ve şehit madencileri bir kez daha saygıyla anıyorum.
Işıklar içinde yatsın Kandillili şehitler ve tüm maden şehitleri