Anavatan Partisi ile şimdi ki adı Demokrat Parti olan Doğru Yol Partisi birleşiyor.

Bu birleşmenin finali  Ekim 2009 tarihinde yapılacak finiş ile gerçekleşecek.

Umarım başladığı iyi niyet çerçevesinde gerçekleşme şansını bulur.

Son anda filmin engelleme ve bozma  sahnesi oynanmaz ise; Türkiye?nin merkez sağına hitap eden bu iki parti yeniden güç birliği yaparak dirilebilir ve siyasi yelpazede yerini alır..

Niye yeniden diyorum?

Bunun ilk denemesi sinsi ve gizli ellerin yazdığı bir oyuna kurban gitti çünkü.

 

22 Temmuz Milletvekili erken Genel Seçimleri öncesinde Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu ile Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Mehmet Ağar?ın sürpriz bir şekilde başlattıkları ?birleşme? sürecinin yarattığı heyecan ve umut, seçimlere çok az bir süre kala yine sürpriz bir şekilde sona erdirilerek merkez sağ yıkılmış ve bu oyların da iktidar partisi AKP?ye akması sağlanmıştı.

 

Bu nasıl bir oyun ise, bırakın oyuncuları da oyunu yazanı kutlamak gerek.

Tereyağından kıl çeker gibi; merkez sağa oy veren seçmenleri önce büyük heyecanla ayağa kaldırmışlar ve sonrasında da küt diye yere çakarak bu seçmenin  tepki göstererek inadına AKP?ye oy vermelerini becermişlerdi.

Becerikli işler.

Aferin.

Akıl işte bu.

Ne kadar aklın ve ne kadar düşünce zenginliğin var ise o kadar çapın ve ufkun vardır çünkü.

 

Önceki milletvekili genel seçimleri öncesinde çok dikkatli bir biçimde tezgahlanan ve seçimlere az bir süre kala gümletilen merkez sağın birleşme hareketinin, bu kez yine tezgaha kurban edilmemesini dileyenlerden biriyim.

Türkiye?nin çok acil bir biçimde merkez sağ partilerin güçlenmesine gerek var.

Demokrasiyi içinde bulunduğumuz çıkmazdan kurtaracak olan merkez sağ partiler ve seçmenleridir.

İktidardaki parti AKP?nin karşı darbe içinde olduğu hep yazılıyor ve söyleniyor.

Bu konuda emperyalist ülkelerden tam desteğini alan siyasal iktidarın polis devleti kurarak, ülkenin üniter yapısını bozacak adım ve açılımlar içinde bulunduğunu ifade edenlere bakılırsa, Türkiye elden gidiyor.

Böyle bir tehlike var mı?

Kuşku duyanları yok sayamayız ki.

 

Misak-ı Milli sınırlarını Sevr ile yok etmek isteyen dış güçlerin, içimizden her dönem bolca çıkan işbirlikçiler ile büyük mesafe aldıkları iddialarına inandığımızda, korkmamak ve endişe etmemek mümkün değil.

Her türlü darbenin acı faturasını ödeyenlerin beklentileri ve umutları elbette ki, demokrasinin demokratik teamüllerin işletilerek korunması ve geliştirilmesinden geçmektedir.

Demokrasiyi amaca giden yolda araç olarak kullanacağını açıkça söyleyenlerin saklandıkları demokratlık maskesinin arkasında, samimi fikirler olmadığını kestirirken, siyasal iktidara karşı güç birliği yapması gerekenlerden bazılarının da, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı hasmane tutumları ve en son olarak da Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ hakkında suç duyurusunda bulunarak tribünlere oynamasının altında, ?bölünmeye çanak tutma? aymazlığından başka ne var ki?

 

Türkiye darbelere teslim olmamalıdır.

Ne askeri ne de sivil darbe, Mustafa Kemal Atatürk?ün kurduğu laik Cumhuriyetin omurgasına saldırma fırsatını asla bulamamalıdır.

Bunun yolu demokrasiden ve demokrasinin demokratik teamüllerinin çağdaş uygarlıklarda olduğu gibi, halkın seçme ve seçilebilme hakkının kısıtlanmadığı bir siyasi zeminin sağlanması ve demokratik bir seçim sisteminin uygulanmasından geçmektedir.

Ülkemizde; genel başkanların milletvekillerini, belediye başkanlarını, hatta il genel ve belediye meclis üyelerini belirleyip tespit edemediği ve sistemin siyasetin içindeki bireylerin tümünün egemenliği ile yönlendirildiği bir ortamın gerçekleşmesinin yolu, iktidar ve muhalefet arasında tutsak edilmiş seçmene seçenek sunulabilmesi ile sağlanır.

Ancak ?ben milli iradenin temsilcisiyim? derken bile genel başkanların müridi olduğunu saklayan ve asil olan milletin adına vekil sıfatını taşıyanların  saklandığı dokunulmazlık da demokrasimizin önündeki en büyük engellerden biridir.

Demokrasi bu zırhtan dolayı nefes alamıyor, oksijensiz kalıyor.

 

Merkez sağ Türkiye  için çok önemlidir. Çünkü;  sol adına ve de Eşsiz Önder Mustafa Kemal Atatürk?ün adını sömürmekten bıkmadan siyaset yaparak dar kalıplarda siyasetçilik oyunu oynayan ana muhalefetten kurtulmak mümkünı değildir.

Son yıllarda sürekli vurgulamaya başladığım gibi, torun sahibi olan bendenizin kısa pantolonlu yıllarında siyasetin içinde olanlar eline geçirdikleri ana muhalefeti büyütmemek ve iktidar yapmamak için oturdukları koltuktan kalkmamak için tüzüksel korunma duvarları örmekten bile kaçınmamaktadırlar.

Bir tarafta laik Cumhuriyete karşı olduğunu savlanan siyasal iktidar, diğer yanda da tencere kapak kayıkçı kavgası yapan ana muhalefet.

Alın birini vurmayın ötekine.

Düzen bu.

Adı üstünde ya; dü-zen?

 

Merkez sağ DP çatısı altında birleşip de iyi bir kadro vitriniyle Türk seçmeninin karşısına çıktığında inanıyorum ki ülkenin ve demokrasinin geleceğinden endişe duyan ve bir ulusal hükümet beklentisi içinde olanlar, merkez sağın alacağı enaz yüzde yirmilik bir oy oranı ile yüce meclisin yeni dengelerle oluşmasını ve dolayısıyle karşı devrim tehlikesini regüle etmenin fırsatını bulduracaklar.

 

Adı her ne olursa olsun, merkez  sağ yeniden siyaset sahnesinde yerini almalıdır.

 

Böyle bir hareket ve gelişme siyasal iktidarın yüzde elli oy oranını aşma hayalini bitirir ve tam tersine tek başına iktidarı yeniden ele geçirmesini de engeller.

Türkiye elden giderken, ana muhalefetteki işgalin de sona ermeyeceği gerçeğini de kabullenerek merkez sağ seçmen yeniden partilerinde buluşmalı  ve var olan siyasi boşluğu mutlaka doldurmalıdır..

Yıllar önce; Türkiye?de karanlıktan çıkış yolunun merkez sağ olacağını iddia eden biri olsa, ?kafayı yemiş bu? derdik.

Sürece bakar mısınız?

Ne hallere düşürüldük?