Edip Akbayram’ın söylediği tüm türküleri severek dinlerim.

Aldırma Gönül’ü bilmeyeniniz yoktur.

Sebahattin Ali’nin Sinop cezaevinde sözlerini yazdığı bu türküdeki “Görecek günler var daha” cümlesi mücadele hırsımı tetikler sürekli.

Hele ki, “Hava nasıl oralarda?” dediğinde oksijen yüklenir ciğerlere.

Bir gün akşam eve geldiğimde kızım “Baba ne haber. Hava da ne güzel bugün” dediğinde o anda aklıma gelen “Hava da güzel, Ayşe de güzel, Fatma’da güzel” demiş ve kahkaha atmıştık birlikte.

Türküler bizi söyler çünkü.

Bizleri anlatır.

Anadolu’dur.

Dağlar bayırlardır.

Neşet Ertaş’ın bozlağı, Ankara’nın bağlarıdır,

 

Ülkemin çok yerini gezdim de gidemediğim ve gitmek istediğim yerlerin başında gelen Sinop.

Şöyle çıkacaksın Kdz. Ereğli’den Bartın’a doğru.

Oradan Amasra, Çakraz ve Kurucaşile üzerinden gideceksin Sinop’a.

Yol boyu konaklayarak ulaştığın Sinop’ta da bir iki gününü geçirip, şimdi turistlerin ilk uğrak yeri olan cezaevinde Aldırma Gönül’ü dinleyeceksin, Hıfzı Topuz’un “Başın Öne Eğilmesin” isimli kitabında yazılanları da unutmayarak.

Kaç yıldır aklımda.

Gidemedim.

Kaçamadım Ereğli’den.

Sanki Ereğli’yi birisi veya birileri çalıp gidecek.

Bekliyoruz işte.

Ne bekliyorsak?

 

Türkülerden söz açıldığında içi hoş olanlardan biriyim.

Sosyo ekonomik açıdan 61 il merkezini geride bırakan Ereğli’de şöyle ağız tadıyla türkü dinleyecek iyi bir mekanız yok ki.

Türkü dinlemeye Akçakoca’ya gidiyoruz.

Orada boşalıyor ve doluyoruz türkü enerjileriyle.

Değme felek diyoruz.

“Aynalı körük” coşuyoruz.

Halaylarımızla yürek yüreğe olurken, Kazım Koyuncu’nun Hayde’siyle de hüzün yollarına taşlar döşüyoruz.

Böyle biz oluyoruz.

 

Türkülerle yaşadığımız coşku ve hüzünlerimizin arasına ise mermi giriyor.

Bomba giriyor.

Tuzak giriyor.

Kaleş giriyor.

Irkçı kafalar giriyor.

İşbirlikçiler giriyor.

Ajanlar giriyor.

Satılıklar giriyor.

Tetikçiler giriyor.

Kardeşliğimizden ürkenler giriyor.

Sonuçta türküler ağlıyor.

Sözler ağlıyor.

Analar, babalar, kardeşler ağlıyor.

Ağlayanlar kadar ağlamayanlar da çıkıyor ortaya.

Bölünelim diyorlar.

Parçalanalım diyorlar.

Başka bayrak ve ülke diyorlar.

Papağanlar gibi aynı sözleri tekrarladıkça, misak-ı milliden yana olması gerekenlerin planları ise kuşkuları tetikliyor.

 

İşte bakın orada sazlar ağlıyor.

Her telinden acının taneleri dökülüyor.

Döküldükçe de acı gölü büyüyor, büyüyor, büyüyor…

 

Türkülere sığınırım böyle dönemlerde.

Oradan buradan dinlerim yurdumu.

Her sesi ve sözünde büyürüm.

Gözümü de gökyüzünün maviliği içinde ak güvercin aramaya endekslerim.

Hep onu ararım.

Arar da, bulamamanın çaresizliğinde yok olmanın kahrını yaşarım.