TBMM'nin yeni halkla ilişkiler binasının temel atma töreninde konuşan Devlet Bakanı Bülent Arınç, eski yeni tüm milletvekillerine ayrıcalık tanınması gerektiğini ifade eden konuşmasında bakın ne diyor?

 

''Giden milletvekillerimiz var, gelecek olanlar var. Milletvekilliği bir meslek değil statüdür. Buradan ayrılan arkadaşımız yine sayın milletvekilidir, sayın bakandır, sayın başkandır. Bunların toplum içerisindeki konumlarını güçlendirmek mecburiyetindeyiz. Umarım ki yeni meclis başkanımızın ele alıp, deruhte edeceği tek iş milletvekillerimizi yeni özel bir statüye kavuşturmak olmalı, çalışanlarımızın özlük hakları yeniden dikkate alınmalı. Parlamento, buradaki merkeziyle İstanbul'daki milli saraylarıyla en gözde kurumlarımızdan biri olarak yoluna devam etmeli.''  

 

Sayın Arınç’ın sözlerine itirazım var!..

 

Çünkü; bu milletvekillerinden büyük çoğunluğu asla milletin vekili değil.

 

Hiç de olmadılar!

 

Olamazlar da!

 

Neden mi?

 

Birinci ve asıl neden; bu milletvekillerini millet seçmedi.

 

Peki kim seçti?

 

Seçime katıldıkları siyasi partilerin genel başkanları tarafından atandılar.

 

Milletin bağrına ateş gibi düşen bu atama milletvekillerine ayrıca bir de ayrıcalık vermeye kalkmak, Türk Halkının ikinci kez cazzz diye canını yakmaktır.

 

Evet böyledir.

 

Her kim milletvekili ki, önseçim ile listeye girmiş ve yüce meclisin yolunu tutmuştur işte o gerçek anlamda milletin vekilidir.

 

Ya da, büyük cesaret örneği göstererek bağımsız aday olup seçilip meclisin yolunu tutanlar da asil milletin vekili olmuşlardır.

 

Atama ile listeye giren ve Türk halkının kerhen ve mecburiyetten oy verdikleri bu milletin asla ve asla vekili olamazlar ve bu nedenle de herhangi bir ayrıcalığa da kavuşturulamazlar.

 

Türkiye’de devlet ve siyaset sadece atamalılardan oluşması nedeniyle de; bunun adına da olsa olsa padişah demokrasisi derler.

 

**

 

İLLA Kİ MUHALİF

 

 

13 Mayıs itibariyle haftalık bir gazete yayımlanacak. Adı “Haftalık Muhalif” olan bu gazetenin kadrosu bir bildirge yayımladı. Çıkış bildirgesinin ana ilkesinde “mesleğini özgürce yapmak isteyen, okurlarını sınırsızca bilgilendirmek isteyen bir grup gazeteci” ifadesi yer alıyor.

 

Bu bağımsız hareket bir hayli ilgimi çekti.

 

Türkiye’de medyanın içinde bulunduğunu durumu, sansür kadar da oto-sansürle mücadele etmenin iyice zorlaştığı bir süreçte, şu an medyada yer almayan haberler “muhalif çizgide” okurlarına ulaştırılacak.

 

Bu hareket ile ilgili söylenen bir kaç sözü paylaşmak isterim:

 

*Biz günlük yaşam içerisinde muhalifiz. Bu sloganın politik imaları da var. Aslında evrensel kuralları gereği gazetecilik “muhalif” bir iştir. Gazetecilik yerleşik düzeni sorgular. Türkiye’de bir dönem sıkça gündeme getirilen “Türkiye’de iyi şeyler oluyor” furyası gazetecilik değildir. Gazete patronlarının çalışanlarından talep ettikleri şey gazetecilik değil. Gazetecilik özü itibariyle aslında eleştiri mesleğidir. Eleştiri de muhalif olmayı gerektirir.

 

*Haberler oluşurken artık muhabirler yerine ajanslar kullanılıyor. Örneğin; Anadolu Ajansı’ndan ve diğer ajanslardan haberler seçilerek gazetelere servis ediliyor. Bu nedenle örneğin sendikalarla ilgili haberler gazetelerde fazla yer bulamaz. Ayrıca büyük şirketlerle ilgili muhalif yazılar da reklam kaygısı nedeniyle gazetelerde yer bulamıyor. Gazetecinin işi araştırmak ve sürekli sorgulamaktır. Olmayanı yazabilmektir. Bu nedenle biz yaygın medyada pek itibar görmeyen, kullanılmayan haberleri yayınlayacağız.

 

*Gazeteye muhalif dememizin bir anlamı da mevcut gündemden arta kalan haberleri yayınlayabilmek. Amacımız kendi gündemimizi yaratabilmek. Bunu yapmamızdaki neden gazetelerdeki haberlerin tek tipleşmesi ve ana akımın aynı yöne doğru gidiyor olması. Konu olarak orijinal olan ve haber değerini kendimizin ortaya koyacağı haberlere ağırlık vereceğiz.

 

Mesleki hedefleri ifade eden bu sözler “Haftalık Muhalif” ile yaşama geçecek ise her sayısından satın alıp destek vermeli.

Katkı katkıdır.