Kdz. Ereğli Lisesi Mezunları Dernek Başkanı Mustafa Gür öyle heyecanlı ve duygusal sözlerle davet etti ki, kendimi bir anda "zorunlu" ve "sorumlu" hissettim "Vatan Yahut Silistre" oyununu izlemeye.
İşin esprisi o kadar anlamlı ki!..
Bir okulun öğrencileri aradan geçen 25 yıl sonra bir araya "sanat için" geliyorlar.
Ve bunu gerçekleştirebilmek için de ırağı yakın etmekten çekinmiyorlar. 
Çok özel bir hareket ve dünya bu.
Tarihin yaşanmış sayfalarına yapılacak bu yolculuğu izlemek varmış şansımızda.

Hani kimi olaylar vardır ya "iyi ki varmışım" ve "iyi ki gitmişim" diye kendimizi kutladığımız durumların tatlı mutluluğu düşer ya yanaklarımıza. "Vatan Yahut Silistre" oyunundan sonra salondan çıkarken sanki öyle bir hal aldığını sandım yüzümün. Evet iyi ki gitmişim ve izlemişim. O duygusallığı tam çözemesem de hissetmek bile o kadar güzel ki.
Bir tiyatro oyunun amatör ruh ile sahneye konuluşunun nostaljik mutluluğu içindeki sahnede; okul arkadaşlığı final bölümünde coştu.
Yüzler öylesine güleçti ki, ta salonun orta sıralarında net görebiliyordum.
Harika bir olay.
Yaşayan bilir.
Anlar ve hisseder.
O atmosferin içinde ben de dalıverdim işte.
Anılarımızı gittim.
Okul sıralarına.

Kandilli'deki "Özel okul"lu yıllarımızdaki öğretmen ve sınıf arkadaşlarım geldi aklıma.
Eli öpülesi öğretmenlerimden Günay Erdem, Ersel Turan, Sabri Anıl, Fuat Yener, Yusuf Bozkurt ilk anda düşüyor usuma.
Sınıf arkadaşlarım Filiz Çoruhlu, Nevin Kırdar, Mehmet Öz, Müfide Yabanabat, Gülgün Kiraz, Meryem Başaran, Galip İpekçi, Hicran Morcu, Süha Yıldız, Füsun Vurgun, İlhami Köroğlu ve diğerleri.
Yaşamdan ayrılarak sonsuzluğa uzanan Ekrem Paslı ve Ali Paşa Kaptanbaş'ın acısı da çöküyor yüreğime. Erdemir Kültür Merkezi'ndeki sahnede 25 yıl öncesinin anılarını tazeleyip tiyatroda buluşanları izlerken nostalji bulutlarının arasında dolanmaya devam ediyorum.
Kandilli başındaki gidip gelişler.
Aşağı Kandilli'de payton başındaki okul.
Buzing otobüslerin tahta sıralarındaki seyahatler.
Kimi zaman Kandilli başındaki çay bahçesinin oradan aşağı Kandilli'ye kestirme patika yoldan gidiş ve gelişler.
Tel arabalar.
Çemberler.
Ve aradan geçen onca yıl.
Nereden nereye!..
Torun torbaya karışalı bile kaç yıl oldu?

Tiyatro sahnesinde rol alan Ereğli Lisesi mezunları bile  koskoca 25 yıl geride bırakmışlar.  Herkes yaşamın bir kenarından tutunmuş. Benim gibi onların da okul ve sınıf arkadaşlarından vefat edenler olmuş.
Yıllar yıllar ah yıllar!..
Neler verdin ve neler alıp götürdün bizlerden.!..

Tarihe bir yaprak düşürdü Ereğli Lisesi'nin mezunları.
Paylaşmayı düşürdü.
Dostluğu düşürdü.
Arkadaşlığı düşürdü.
Ve bunun adı da, nostaljik güzellik oldu.

Fitili İbrahim Güneri  ateşlemiş.
Ve bu fikrini de gerçekleştirebilmek için 25 yıl önce aynı sahneyi paylaştıklarını tek tek toparlamanın adımını da atmış.
Aferin İbrahim'e!..
Kutlamak gerek?
Ankara, Antalya ve Bursa'dan gelerek yeniden sahneye çıkma cesaretini bulanlara da helal olsun.
Böyle duygu yüklü ortamı bize yaşatanları, isimli isimsiz tüm kahramanları  ile birlikte selamlıyorum.
Ve yazımın sonunu da, "dostluğu dostça yaşamanın paylaşımını yaşadığımızda kıyamet mi kopar?"  sözleriyle bağlıyorum.
Bakın kopmuyor işte!
Daha ötesi, sıkı sıkıya sarılıyor dostlar.
Kıyameti kopartmayarak da!..