Türkiye’deki olayları ve gelişmeleri tam anlamıyla mercek altına aldığımızda, büyük oranda “medya terörü” yaşandığını görüyoruz. Özellikle de “iktidar yandaşlığı”nın çokça prim yaptığı ve iktidara karşı ve Cumhuriyetten yana kadrolara yapılan yargısız infazlı medya terörünün “dur” noktası da yok. Saldırılar; ülkenin en onurlu ve ciddi kurumlarına yapılıyor artık. Bir şekilde elde edilen fotoğraflar veya görüşmeler farklı bir formatta kamuoyuna sunularak, baskı oluşturuluyor. Hava Kuvvetleri Komutanı’nın golf oynadığını kanıtlayan fotoğrafların servisi de gizli güçler tarafından servise konularak “en tepedekileri bile izlerim, haberin olsun ha!” mesajları veriliyor. Medya ve Cumhuriyet karşı karşıya geldi. Medya öylesine kontrolsüz ateş topu ki, vurduğunu hapislere attırıyor, süründürüyor. Hatta ölümlere neden bile oluyor. Bunun ilk örneği Van 100. Yıl Üniversitesi’nde ortaya çıktı. Üniversitenin genel sekreteri hapiste canına kıydı ve kimsenin de “vicdan”ı sızlamadı. Saldırılar orada durdu ve sonra bir başka platformda devam etti. Güneydoğu’yu kana bulayan emperyalist güçlerin taşeroncusu PKK denen örgütün tetikçisi “itirafçı” olunca, TSK’ye saldırmak için fırsat kollayanların malzemesi oldu. Bir katilin anlattıklarını TSK’nın onurlu subaylarına karşı kullanmaktan vazgeçmedi ve vazgeçmiyor Cumhuriyet ile kavgalı medya. Tekerlekli sandalyeye “gazi” ünvanıyla tutsak edilmiş askerler, topa tutuluyor medya mafyası tarafından. Kişilik hakkı diye bir kavram olmadan arsızca saldırıyorlar TSK’ya. Ve bir gün bir el kendi beynine doğrultuyor beylik silahını ve basıyor tetiğine. Güm..! Onursuz saldırılara böyle yanıt veriyor onurlu subayımız. Yine anlamıyorlar. Yine saldırırken, geride bıraktıkları ölümlerin utancını bile hiç yaşamıyorlar. Kim ki Cumhuriyetten yana, kim ki Mustafa Kemalci, kim ki antiemperyalist, kim ki Kuvayı Milliye ve Misak-ı Millici tehdit altında. “Ulusalcı” kavramı en büyük düşman görülmeye başlandı bu ülkede. Hey koskoca Türkiyem nereden nereye? TSK, bu insanı ölümü kadar sürükleyebilenlere medya terörüne karşı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ile Basın Konseyi düzeyinde harekete geçti. “Yaptırım” talebi var TSK’nın. Haksız mı? Ama bu ülkede TGC’nin varlığını bilmeyen ve Basın Konseyi’ni tanımayan gazeteci (!) çok. TGC ve Basın Konseyi’nin etik kurallarını ciddiye almayan bir anlayış medya terörünün içinde. Sadece yaygın düzeyde değil. Bölgesel ve yerel de aynı. Hatta, mevcut ve şu anda geçerli hiçbir yasal düzenlemeye uymayıp haksız rekabette yaratılarak tetikçilik yapılıyor. Savcılar, yargının “gizlilik” kararına uymayanları ve 5187 Sayılı Yasa Kapsamında faaliyet içinde bulunması gerekenleri izleyemiyor. Yargı tıkanmış çözüm bekleyen dosya dağları altında. TGC ve Basın Konseyi artık bu olaya el koymalı. Türkiye’yi bölünmeye götüren bu medya terörünü durdurmak için neler yapılabileceğini tartışmalı. Her alanda medyanın yeniden yapılanmasını sağlayacak adımlar atılmalı. Kanun ve yasaların yaygında kullanılıp da, yerel de kullanılmaması diye bir alışkanlığa da son verilmeli. Ayağa düşürülen bu meslek yeniden onurlandırılarak ayağa kaldırılmalı. Bunun Avrupa’daki örneğini de 1999 yılında katıldığım Almanya seminerinde öğrenmiştim. Almanya’daki medya, ilgili kurullar tarafından yapılan araştırma sonucunda (Türkiye’de bu işi Basın Konseyi yapıyor) yalan haber yazan gazete veya gazeteciyi ayrımsız tüm gazetelerin birinci sayfasında (kendi gazetesinde çalışan gazeteci olsa bile) afişe ediyor. Yalan haber yazan, kişi hak ve özgürlüklerine saldıran gazetecilere de yayın organları iş vermeyerek camia dışına atıyor. TSK’ya saldıracak kadar kendinden geçen ve topluma doğru bilgi sunmak yerine tetikçilik yapan medyanın yarattığı terör ülkenin birinci ve en önemli sorunudur. Basın özgürlüğü; yargısız infaz yapmak, çıkar torbasını doldurmak için saldırgan bir üslup içinde tehdit ve baskıyla sindirme taktiklerine bulaşmak değildir. Basın özgürlüğü, toplumsal barış temelinde topluma haberleri doğru bir biçimde sunmaktır. Basın özgürlüğü, oto-sansürün dışında kalabilmek ve mesleği “kamu” adına yerine getirmektir. Eğer ki bir ülkede, medya ardında yargısız infazla ölümüne neden olduğu kan bırakıyorsa orada terör vardır, orada medya mafyası işbaşındadır. Emekli Albay Abdülkerim Kırca’nın mezarı da bu medya terörünün asla unutulamayacak adresidir. Kırca’nın elleri Türk Medyası’nın yakasını asla bırakmayacaktır.