İstanbul'da biraraya geldi Kandillililer.

EKİ'nin lojmanlarında gözlerini açmıştı büyük çoğunluğu.

Rat Mahallesi'nde.

Yayla'da.

Aşağı Kandilli'de.

Kızılsu'da.

Çocukluk, gençlik ve iş yaşamı derken her biri yaşama tutunmuştu farklı pencere ve yuvalarda.

Yaşam işte.

Sürüklüyor veya savuruyor bir yerlere.

Merdiven değil mi zaten yaşam.

Çıkıyorsun.

Basamak basamak.

Kimi zaman zirve yapıyorsun, kimi zaman da ortalarda idare kahvesi içiyorsun.

Kandillililer kültür noktasında birbirlerinden kopmayan ve özlem duyan kömür ocağındaki üretimle ekmeğini kazanan ve paylaşan bir kitle.

Hep öyle oldu yaşama atılıncaya kadar.

Kimi devam etti.

Kimisi de göçtü gurbetlere.

 

Kandilliler Derneği'nin İstanbul'daki etkinliğine katılanlardan oldum.

Cemal Özkan'ın aracıyla, Mustafa Şirin (Nehru), Kamuran Ayyıldız ve ben cumartesi günü sabahı çıktık yola.

Buluşma noktasına Dernek Başkanı Korhan Us ve kardeşi Hakan Us'tan sonra ilk gelen biz olduk.

Saat 13.00'e geldiğinde döküldü Kandillililer Fenerbahçe'deki Romantikacafe'ye.

Meraklı bakışlar girdi hep kapıdan içeriye.

Kim geldi acep?

Acaba şu kim?

Yaşıtım mı?

Ha babası arkadaşım.

A o benim okul arkadaşım.

Ya tanıyamadım ne kadar değişmişsin.

O Hale.

O Güldeğer.

O Olcay.

O Ali İnce.

O Süleyman.

O Erkan.

O Yılmaz beyin eşi ve oğlu.

Bakar mısınız Birgü Öğretmen de burada.

Bu Kurtlar Vadisi'nde oynayan Mustafa Yıldız'ın oğlu Seda.

Ötekisi de ağabeyi Süha.

Adnan Yılmaz da gelmiş bak.

Ya Ertan Alput'u gördünüz mü? Kdz. Ereğli'deki Cumhuriyet Okulu'nun müdürü ve Utku Koleji'ni kuran eğitimci.

Veyis'in oğlu Salih'i tanıyamadım ben ya.

Ömer Beyin oğlu Barbaros mimar olmuş.

Temel Zaman'ın annesi ve kardeşleri de gelmiş.

Nafiz Çoruhlu'ya bakar mısınız aynı babası.

Hazineci'lerin Barlas'da burada.

Lambacı Nazım'ın oğlu Sabahattin'de kaçırmıyor toplantıları aferin valla.

Orhan Bey'in oğlu Erkan Ertan'da eşiyle geldi.

Kara Sevda güzelliğini hiç yitirmemiş.

Aaa Armutçuk Özel İlkokulunun müdürlerinden Cevat Tekin'in kızı Hatice'de gelmiş ya.

Hastanenin idare amiri Münip Bey vardı. O'nun çocukları da geldiler.

Güven Aydoğmuş'un oğlu'nu ilk kez görüyorum.

O mu Güner Bey'in oğlu Avni.

Beybabanın torunu da burada Tuğsel Arabacıoğlu.

İngilizceci Sevim Hanım'ın oğlunu gördün mü?

Köşede oturan mı; Mehmet Ayhan Alpar.

 

Böyle başladılar uzun zamandır birbirlerini görmeyenler.

Sonra sıra anılara geldi.

 

Süha Yıldız ilkokuldan sınıf arkadaşım.

Okulda Yeşilçam'a artist olmak için kaçmışlardı.

Neyrenden İlyas ve Subaşı'ndan Galip Topçu ile birlikte gittiklerini hatırladım.

Süha 'hayır Galip yoktu' dedi.

İlyas'ın adını hatırlayamamış ama 'Bizi İlhami Köroğlu kandırdı götürdü Yeşilçam'a' dedi.

O yıllarda vardı Süha'nın sanat sevdası.

O başardı.

Kardeşi Seda'da.

 

Saatlerin dakikaları nasıl kovaladı birbirini bilmiyorum.

Bir de bakmışız ki ayrılık vakti geldi.

Toplu bir fotoğrafta çektirdik anı defterimizde saklamak üzere.

Ve ayrılık.

'Çok yakın bir zamanda bu toplantıdan haberdar edemediklerimize de ulaşarak Ereğli'de buluşalım' sözü verildi.

Ereğli dışındaki Kandillililere ulaşmak üzere herkes üzerine görev aldı.

Ve vedalaştık.

Aynı gün gece 21.00 civarında Ereğli'ye döndüğümüzde tatlı bir huzur vardı içimde.

Biliyordum ki tüm Kandillililer moral depoladı Fenerbahçe'de.

Gönül bağlarını güçlendirip, 'Kandilli Bir Kültürdür. Bu da Bizim Farklılığımız' sevdasına sarılarak umutla baktılar yaşamlarının en özel dünyasına.

O'nun adı Kandilli'ydi.

Kandillili olmanın keyfiydi.