Son orta oyununun sahnesinde yer alan oyunlarla ilgili olarak ?toz-duman? desek, nokta kadar isabet ettirmemiş oluruz.
Ne demek toz duman.
Çok daha keskin bir şeyler söylemek gerek.
Ortalık zift katran.
Ortalık simsiyah.
Ortalık her an patlamaya hazır bir saatli bomba.
Kurulup bırakılıyor tam ülkenin göbeğine ki, azıcık bir yanlış olsa yer yerinden oynayacak.
Hiroşima az gelir.
Sonuç ne olur kimse bilemez.
Tahmin bile edemez.
Oyunu yazanlar bile şok olabilir.
Allah korusun!
Onca olay oluyor.
Her yeni günde yeni bir sahne kurgulanıyor.
Ve üretilen komplo teorilerinin ışığında biçilen rollerde görev alanları süzüyoruz.
Her söylenene de inanmamak gerek hani.
Verilen yanlı ve yanlış bilgi narkozunu ve beynimizi döndürüyorlar.
Şaşırıyoruz.
Algı konusunda gidiş gelişmelerimiz oluyor.
Çözmekte zorlandıkça ve ayrıntılara daldıkça boğuluyoruz!..
Kaç yıl oldu sayamadık bu ülkenin temellerine konulan dinamitleri.
Bilmiyoruz?
Ta Osmanlı?dan bu yana içimize soktukları kurtçuk, yılan, yalan, masal, din tezgahı, kutsal değerler, bölücülük, tarikat gibi zehirlerle bizi bize böldürmeye ve bizi yok etmeye çalışıyorlar.
30 Ağustos?ta büyük taarruz ile Zafer Bayramını ilan etmemiz ve 9 Eylül?deki final ile denize döktüğümüz iç v edış düşmanların bıraktığı alçak tohumlar hiç rahat durmadı.
Sürekli kaşıyorlar.
Sürekli iğneliyorlar.
Sürekli emperyalizmin sadık uşakları olarak Büyük Cumhuriyetimizi ve Kemalizmi yok etmenin plan ve tertipleri içinde bulunuyorlar.
Saldır ha saldır oldu bütün işler.
Saldırının adresi belli.
Cumhuriyet.
Laiklik.
Kemalizm.
Yurttaşlık.
Tüm bunları görüyor, izliyor ve tahminlerde bulunabiliyoruz.
Ancak!..
Benim hep bir olaydan kuşkum var.
Ki olayları tartıştığımız dostlar da aynı düşüncede.
Yaklaşık altı yıldan bu yana yaşananlar da, bizim bildiklerimiz ne kadar?
Bu soruya verilecek tek bir yanıt var o da; bunu da bilmiyoruz.
Yani, korkunç bir bilgi kirliliği var.
Herkes bir şeyler söylüyor da, bunun doğrusu ne?
Yani kim doğru söylüyor?
Yine bilmiyorum.
Tek bir gerçek var; herkes bir şeyler söylüyor.
Bilen de söylüyor bilmeyen de.
Bir de çok şey bildiği halde söylemeyen veya söyleyemeyenler var!
O da nedir bilinmiyor.
Bu dönem de bir gün tarih olacak!..
2002 yılındaki 57. hükümetin yıkım emrini veren, bu emrin başrol oyuncuları ve figüranlarının da kimler olduğu tek tek ortaya çıkarılacak.
Belki yeni bir yargı süreci başlatılacak.
Türkiye?yi bölüp parçalamak ve yok etmek için uygulanan sinsi ve gizli planların içinde yer alanlar yargı önüne çıkarılıp hesap sorulacak.
Kimbilir!
Ama şu bir gerçek ki; şu anda bildiklerimiz solda sıfır.
Bize verilen ve bizim bilmemizi istedikleri bilgilerle bir sentez yapmaya çalışıyoruz.
Peki ya doğrusu nedir?
Gerçekler ile bilinenler ne kadar birbirine yakın?
Yoksa, aralarında çok mesafeler mi var?
Bunca bilinmeyen denklem içinde biz nerede oturuyor ve hangi saftayız?
Bilinmeyenleri yan yana yazsak, neler çıkar ortaya.
Ama rahatsız oluyoruz.
Yüce meclisi genel başkanların belirlediklerinden oluşmasından.
Türkiye Cumhuriyeti?nin var olması ve varlığını sürdürmesinin en önemli gerçeği olan Türk Silahlı Kuvvetler üzerinde oyunlar oynanmasından.
Demokrasinin, bir siyasal düşüncenin istediği gibi yanlı bir şekilde oluşturulmasından da rahatsızız.
Rahatsızlık çok.
Oysa bu ülke rahatsızlıklar üzerinde değil, uzlaşma kültürünün daha da kökleşmesi ile varlığını sonsuzluğa kadar sürdürebilir.
Durum böyle iken; yüreğinde azıcık bu cumhuriyeti kuranlara karşı minnet duygusu olan bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı nasıl olur da, temele konulan dinamitleri koyanları ve bu dinamitleri patlatmak isteyenleri seyir eder ki!..
Ne kadar uysal bir toplum olduk.
Ve oturduğumuz salonda oynanan bu orta oyununu sadece seyredebilecek kadar uyuştuk!..
Akıl alır gibi değil?