Alçaklar vardı o gün sahnede alçaklar.

Alçakça plan yapmışlardı.

Alçakça bu planı eyleme dönüştürdüler.

Alçakça sokuldular gecenin ayazında.

Alçakça girdiler altına otomobilin.

Alçakça bombayı kurup çektiler fünyesini.

Alçakça da patlattılar.

 

Ankara’da karlı bir Pazar günüydü.

Soğuk mu da soğuktu ya hani.

Araştırmaları ile karanlıkları aydınlatan ışıklı kalem öldürüldü o bomba ile.

Adı Uğur, soyadı da Mumcu’ydu.

Yıl da 1993.

Kuşlar sustu.

Yağmurlar delirdi.

Şimşeklerin her çakışında yüreklere bir acı kondu.

Yutkunamadı milyonlar.

Mumlar yakıldı.

Sokaklarına dökülündü ülkemin dört bir yanında “karanlıkları yırtacağız” yeminleri edilerek.

Yüründü… yüründü… yüründü…

Bir ölüp bin dirilerek

 

O alçaklığın yıldönümünden bu yana aradan geçen 18 de yıl var şimdi.

Ne değişti?

O ölüm Türkiye’de karanlıkları yırttı mı?

Yoksa, “yırtık” yeni karanlıklar mı yarattı?

Hangisi?

 

Fotoğraf belli!

Uğur  Mumcu’nun da taşıdığı Kuvayı Milliye kimliği suç oldu.

Ulusalcılık hedef tahtasına döndü.

Askere askercilik bile yaptırıldı.

Nene Hatun’un torunları tek tek cımbızla toplandı bu 18 yıl içinde.

Yırtık yırtılmıştı bir kere.

 

18 yıl sonra bugün pazartesi.

Haftanın da başı.

Şimdi yine dökülecek milyonlar sokağa.

Panelde konuşacaklar, sokakta bağıracaklar, etkinliklerde senin fotoğrafını bile taşıyacaklar.

Ama sadece o kadar.

Ertesi günü yine darmadağın.

Hatta birbirinin boğazına sarılarak yok etme tuzağına düşmeye devam edecekler.

Bugünün dayanışma kültürünü sürdüremeyecekler.

Doğaldır ki, böylelikle iktidarı da ele geçiremeyecekler.

Dün olduğu gibi.

 

Hey Uğur Mumcu hey!

Sen ve senin gibiler, biat etmedi hiç.

Şimdikilerin tümü biatçı.

Yani onursuz.

Yani, demokrasinin d sini bile iğfal eden antidemokratik siyasetin içinde “bu furyadan ben nasıl nasiplenirim” diye debeleniyorlar.

Hiçbiri önseçim demiyor.

Hatta önseçimin zararlı olduğunu söyleyecek kadar faşistleşiyorlar bile.

Çünkü bırakın halkı da, kendi partililerine güvenleri yok.

Halkçılıkları slogandan öteye gitmiyor bile.

 

Mumcu’nun bir tek kitabını bile okumayan,  adını duyunca da tepkilerinden tüyleri diken diken olan niceleri de, bugün senin için çok güzel şeyler söyleyecekler.

Senin cesaretini övecekler.

Gazeteciliğini göklere çıkaracaklar.

Takiyye yapacaklar.

Ve sonrasında ise yine bildiklerini okuyup Cumhuriyeti yok etmek isteyenlere hizmete devam diyecekler.

Yani durmaları yok.

Hep ihanet.

Devran aynı devran.

Numaralarda aynı numara.

 

Karlı bir Pazar günü düştü sanki onur yere!

Cesaret ve mücadele ruhu öldü mü o gün?

Yoksa tükendi mi her şey?

Bilmiyoruz.

Ülkede olanlara baktıkça umut dağları her geçen gün eriyor.

Ardından ise ışık gelmiyor ki içimiz  ısınsın.

Sen yoksun.

O yok.

Bu yok.

Ortalık çiyan dolu.

Yılandan da geçilmiyor.