Hafta sonu gecesi eşofmanlarımı giyip uzandığımda telefonum çaldı. Zeki Oker’di arayan. Gecenin bir vakti önemli bir şey olmasa niye arasın ki Zeki Abi  beni?  “Yalı Caddesi çöktü” dedi telefonun diğer ucundan. Şaşırmamak mümkün değil ki. “Nasıl?” diye sordum, “Yalı Caddesi çöktü” diye tekrarladı. Zeki Oker o caddede oturuyor. Saniyeler içinde olayı algılamaya çalışırken, eşofmanımın üzerine bir ceket çekip, çorapsız bir şekilde Yalı Caddesi’ne gittiğimi fark ettiğimde, aramam gereken yerleri aradım.

Evet gerçekten de göçmüştü Yalı Caddesi.

Birkaç polisin çevreyi bantlarla kontrol altına almaya çalışırken, çevrede ikamet edenler arasındaki tanıdık yüzlere rastladım.

Bir süre sonra iki itfaiye ve zabıta araçları geldi.

Tek endişe yıkımın altında insan olup olmadığıydı.

Sessiz olunup enkazın altındakilere “orada kimse var mı?” diye ulaşılmaya çalışılsa da, insan gürültüsünden iletişim kurmanın zorluğuna bir kez daha tanık olduk. Tehlikenin devam ettiği bir süreçte; caddenin üzerindeki meraklı bakışlar ve enkazların üzerinde dolaşanların sayısı hiç azalmadı. Öyle ya;  bir trafik kazasında şakır şakır benzin yola dökülürken, ağzında sigara kazalı aracın içinde uzmanmış gibi inceleme yapanları çok gördük.

Yalı Caddesi’nde de aynı duruma tanık olmak hiç şaşırtmadı.

Biz böyleyiz!..

 

**

 

Yalı Caddesi’nde meydana gelen kazayı içkiye bağlayan kör kafalar çıktı yine.

1999 yaşanan depremi de başka bağlantılarda özdeşleştirenler  ‘7,6 yetmedi mi?’ diye pankart açmışlardı.

Şimdi de aynı mantık sahnede.

Bir felaketi de istismar ederek.

Yalı Caddesi’ndeki birkaç lokanta ve birahaneyi hedeflerine koyup bu noktadan dünyana bakanların ipe sapa gelmez görüşleri ve yorumları gündemde olmamalı.

Muhatap bile alınmamalı.

Ama bu caddenin ‘Bu sokakta hayat var’ sloganıyla bir bira firmasıyla bütünleştirilmesi de, caddenin tarihi köklerine yapılmış bir yanlış değil mi?

 

**

TMMOB Maden Mühendisleri Odası Genel Merkezi’nin, şehit madenciler için 'İşveren-Devlet'in bir buçuk yüzyıl boyu biriktirdiği ihmallerin deryasında, çoğu fuzulî telef olan' sözleriyle bir taziye mesajı yayımlaması şaşkınlık yarattı.

Aydınlanmanın ışığı bir meslek odasının şehit madenciler için ‘çoğu fuzulî telef olan' sözlerini anlamak mümkün değil ki.

Yeryüzünün yüzlerce metre altında karaelmas üreten maden emekçisinin bir kazada canını yitirmesini nasıl olur da, ‘telef ‘ sözcüğü ile görebilir ki TMMOB Maden Mühendisleri Odası?

Bu söz çok ağır.

Altından kalkılacak bir söz hiç değil.

Benim dedem madenciydi. Babam da öyle. Dayımı da 1966’da Kandilli’de göçükte yitirdim.

Bir madenci ailesinin ferdi olarak, TMMOB Maden Mühendisleri Odasını bu açıklaması nedeniyle kınıyorum.

Ve kamuoyundan özür dilemeye davet ediyorum.