PALAVRA BAYRAM
Eyüp BEKTAŞ
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Bayramı olarak kutlanıyor.
Her yıl 24 Temmuz’da kutlanan Basın Bayramı gibi kağıt üstünde anlamı olan, bazı kurum ve kuruluşların da açıklamalar yaparak destek oldukları ifade edilen bir gün 10 Ocak.
İçi çok dolu, yaşamda ise bir o kadar da içi boş bir gündür 10 Ocak.
Adı üstünde çalışan gazeteciler.
Yani emekçiler.
Emeğinin hakkını alanlar.
Emeği sömürülmeyenler.
Emeği yasalar çerçevesinde korunarak karşılığı verilenler.
Güzel ülkeme baktığımda ise, emeği sömürülenlerin ve her türlü itilme ve kakılma arasında gidip gelenlerin ise gazeteciler olduğunu görebiliyorum.
Herkes hakkını arar ama gazeteciler arayamaz.
Her mesleğin örgütü vardır ama gazetecilerin yoktur.
Dernekleşme adı altında örgütlenme yapılır ama bu örgütlenmenin de kimi bazı bölgelerde mezheplere göre de ayrıştığını biliriz.
Çünkü yasal bir temeli yoktur.
Bu husus gazetecilere özeldir.
Gazetecilerin örgütlenmesi istenmez.
Dağınık olsunlar ki, güçlerini tüketsinler.
Dağınık olsunlar ki, haksız rekabete karşı direnemesinler.
Dağınık olsunlar ki, mesleği sulandıracak ve saygınlığını gölgeleyecek herkes içine girebilsin ve “ben gazeteciyim” diye ortalarda dolansın.
Dağınık olsunlar ki, bu onurlu meslekte gazetecilik yapanların emekli sömürülsün.
Dağınık olsunlar ki, yayın organının sahibi ve yazıişleri müdürünün aynı kişi olmasının önüne geçilmesin ve bir tek SSK lı bile çalıştırmayan yayın organları basın dünyasını işgal etsin.
Dağınık olsunlar ki, tetikçilerin sayısı çoğalsın.
Dağınık olsunlar ki, dernekçilik adı altında bazı çevrelerin yönetebildiği ayrı silahlar ortaya çıkarılsın.
İşte bu dağınık ortamında, iş-ekmek-basın özgürlüğü gibi kavramların sözde kalmaya mahkum olduğunu bildiğimden, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Bayramını canım acıyarak kağıt üstünde kalmaya mahkum içi boş bir gün olarak değerlendiriyorum.
Bu nedenle, gerçek örgütlenmenin de yasal temelde ve yayın organlarının tümünün yasal sorumluluklarını yerine getiren ve çalışanlarının da hakkını koruyan bir yapılanma ile basın dünyasına hizmet etmesini, haksız rekabet yaratanlarla da mücadele edilmesini savunuyorum.
Basının sorunu sansürden daha öteye, oto-sansür ve haksız rekabet ile mücadele edememektir.
Sansürü aşar geçer basın organları.
Vız gelir tırız gider.
Ama basın dünyası iki olayı aşamıyor, aşılmasına da kimse yardımcı olmuyor.
Bunlardan bir tanesi basın organlarını oto-sansürden kurtaracak önlemler, ikincisi de haksız rekabet yaratan ve yasal hiçbir yükümlülüğe uymama alışkanlığındakiler ile kesintisiz ve ödünsüz mücadeledir.
Devlete SSK’sını 212 sayılı yasa kapsamında ödeyen ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin hazırladığı meslek kriterlerine uyan, kısacası akşam evine ekmeğini sadece ve sadece gazetecilik mesleğini yerine getirerek götürenlerin oluşturduğu meslek örgütlerinin de yaşama geçmesiyle, ülke genelinde oluşturulacak iletişim hareketleriyle basın önündeki tüm ayrık otlarını temizler gider.
2009 yılının 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Bayramı’nda, bu mesleği onuruyla yerine getiren meslektaşlarımı selamlarken, ciddi örgütlenmenin yolunun da mesleğin sırtındaki kamburların ve kenelerin temizlenmesinden geçtiğini bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Gazetecilik gibi büyük sorumlulukları olan kamu görevinin, saygınlığını korumanın birinci yollarından biri de toplumun bilgi alma hakkını doğru ve eksiksiz yerine getirirken, kişi hak ve özgürlüklerinin korunması konusundaki duyarlılıktır.
Ülkemizdeki gerçeklere bir kez daha göz attığımda kutlanması için herhangi bir olumlu ışık göremediğim 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Bayramı’nı, özüne yakışır şekilde yaşayabileceğimiz günlerin uzakta olmamasını dilemekten başka da bir şey gelmiyor elden.
Yorumlar