Hava nasıl da soğudu.
Buz gibi!
Bıçak gibi de keskin.
Bu havalar da üşüyor insan.
Yaşadığı mekan sıcak olsa da üşüyor.
Çünkü soğuk.
Isınan kadar ısınamayan da var.
Onlar ne yapıyor acaba?
Çok eskiden sabahçı kahveleri vardı.
Sandalyede uyuyarak sabahı yapardı insanlar.
Ulaşım yok ki.
Gecenin sabahını yapmak öyle kolay değil.
Otele gidip yatmak hayal.
Eh belki han kapısından girilirdi sıkılarak.
Yer yatağında 10 kişilik odalarda tahtakurularına ziyafet çektirerek sabaha kavuşabilme duaları edilirdi hanların ıssız gecelerinde.
Otel ve han değil de, sabahçı kahveleri ucuzdu ve daha sıcaktı.
Nasıl da yayılırdı masalara o koca gövdeler.
Arada bir çay içmek şartıyla tabi.
Sabahın erken saatlerinde indiğimde çarşıya soğuğu hissettim iliklerimde.
Çay içtim Cam Cafede.
Hayrettin Ayyıldız geldi elindeki şans oyunu kuponlarıyla.
Takıldım ve iki kelam ettim Bu saatten sonra para çıksa napcaksın ki, dertsiz başına dert verir para senin be Hayrettin Abi dedim.
Güldü ve haklısın dedi.
Dışarısı soğuk.
Umut/umutlar ise tükenmiyor.
Bir orada bir burada aranıyor.
Umut da olmasa ısınacak bir şey kalmadı ki bu dünyada?
Sabahçı kahveleri geldi yine aklıma.
Niye şimdiyok?
Neden?
Garibanlar soğuk kış gecelerinde ısınır ve iki bardak da çay içerdi.
Bir hayırsever de çorba dağıtırdı çeyrek ekmekle.
Ne kadar çok şey yitirdik biz böyle.
Tüketip yok ederek