Oda TV baskını dünya gündeminde.
Soner Yalçın ve arkadaşlarının evlerine ve Oda TVye yapılan baskın olayını bir gazeteci olarak çok yakından izledim.
Ve bütün gazeteciler gibi elbette etkilendim.
Çünkü bu olayı, öncelikle iletişim özgürlüğüne yapılmış bir saldırı olarak kabul ettiğim için çekindim.
Şu veya bu gazeteci, şu düşünceye sahip veya bu düşünceye sahip gazeteci de belge bulunur.
Bir uçtan diğer uca kadar yasaklı veya yasaksız her türlü belge olabilir de.
Hele ki, bu isim bir kitap yazarıysa belgesiz kitap yazacak hali yok ya.
Bir gazeteciye bu belgenin sen de ne işi var? demek iletişim özgürlüğünün çekirdeğini darmadağın ediyor.
Gazeteci belgeyi şu veya bu şekilde temin eder.
Kime ne?
Gazeteci belgelerin bulunduğu yere maskesini gözüne takıp, alarm sistemlerini devre dışı bırakıp da hırsızlık yapar gibi temin etmiyor ki bu kaynakları.
Bu nedenle takıldım ve anlayamıyorum.
**
6-7 kitabını okuduğum Soner Yalçının her kitap baskısı 100 bin ile başlıyor.
Çok satan kitaplar listesinde her kitabı zirveye abone olan Soner Yalçın gibi bir ismin, olası komplolara karşı duyarlı olacağını tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok.
Kimbilir nasıl önlemler almıştır.
Özellikle de sanal dünyada başına gelebilecekleri çok yönlü tahmin edebilen bu kişinin, bilgisayarına hackerler aracılığı ile dosya yapıştırmak ve bu dosyadan dolayı da tutuklanması olayında tezgah yoktur diyemeyenlerdenim.
Bugün herkesi bu şekilde tutuklayıp içeri atabilirler.
70 milyon tehlikede.
Bugün en gizli şifreleri bile kırarak bir çok sırlara ulaşanlar bizi kevgire çevirirler.
En mantık dışı dosya yapıştırmalarını yaparlar.
Ve bizi de bir güzel tuzağın kazığına oturturlar.
Şimdi Soner Yalçının bilgisayarına yapıştırılmış ve silinmiş bir dosyada Ümraniye olaylarının uzantısı bir belgeler çıkıyorsa, hele bir durun demek zorundayız.
Ki, Soner Yalçın gibi bir yazarda böyle bir belgenin çıkması da anormal değil.
Kitap yazan birinde elbette belgeler olur.
**
Muhalif seslerin susturulmasını ileri faşizm olarak gösterenleri hak veriyor insan bu tür olayları görünce.
İnanılır gibi değil çünkü.
Muhalif ses renktir.
Demokrasinin tadıdır, tuzudur, çiçeğidir.
Akıl muhalefetten de yarar bulur.
Eksiğini görme fırsatıdır çünkü.
Elbette sadece genel de değil, yerelde de muhalif sesler susturulmak istenir.
Baskı yerelde daha çoktur.
Faşist ruhlu güç sahipleri, kamu olanaklarını muhalefetin üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallandırırlar.
Yönetim erkinin içinde bu tür zafiyetleri olanların kontrolsüz bir biçimde yapmaya çalıştıkları baskı ve sindirme operasyonlarda insanlık dışı her türlü yol ve yöntem kullanılır.
Yani olay kafa ile ilgilidir.
Demokrasiyi özümsemek hiç de öyle kolay değildir.
**
Soner Yalçın ve Oda TV baskınını öncelikle iletişim özgürlüğüne yapılmış bir saldırı olarak görüyorum.
Ve bu saldırı ile benzer olayların tümünü de antidemokratik buluyorum.
Gazetecide belge bulunur.
Gazeteci bu nedenle yazabilir.
Ve gazeteciye de bu belgenin sen de ne işi vardır? demek, abesle iştigaldir.
Umarız Türkiye bu ayıplarından kurtulur da, basın özgürlüğünde yerlerde sürünen onurunu kurtarır.