Haber:
Ordu Ticaret ve Sanayi Odası (TSO) Başkanı Servet Şahin, ''Ordu ve Giresun'da faaliyetlerini sürdüren yaklaşık yirmi sivil toplum kuruluşunun ortak fikri, şu anda inşaat çalışmaları süren Ordu-Giresun Havaalanı'nın isminin 'Recep Tayyip Erdoğan' olması yönündedir'' dedi.
Devamı:
''Sayın başbakanımız şimdiye kadar söz verdiği her konuyu zamanında bitirmiştir. Biz başbakanımıza güveniyoruz. Zaten İçişleri Bakanımız İdris Naim Şahin olayın takipçisidir. Havaalanı ismi ile ilgili olarak sivil toplum kuruluşlarının tamamı bu ismi istiyor. Bu kadar sivil toplum kuruluşu bunu istiyorsa bu isteğimizin olacağına inanıyoruz. Bu öneri dikkate alınmalıdır. Çünkü bu Ordu ve Giresun'daki sivil toplum kuruluşlarının görüşüdür. İlerleyen süreçte alınan kararları önce İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, ardından da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile paylaşacağız.''
Final:
''Hayallerimizin gerçekleşmesi için atılan adımlar Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatlarıyla gerçekleştirildi. Temeli atılarak başlanan çalışmanın 528 gün içinde tamamlanarak hizmete girecek olması her iki il için de çok önemlidir. Bu yatırım Giresun ve Ordu'nun ekonomik açıdan kalkınması adına stratejik bir yatırımdır. Bu yatırım her iki ilin tarihinin en ciddi yatırımı olacaktır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın projeye adının verilecek olması üzerine başlatılan kampanyayı destekliyor ve olumlu yaklaşıyoruz. Havaalanının yapımıyla birlikte yöre ekonomisi canlanacak, ekonomik girdiler artacaktır. Daha önce yapılması beklenen proje için atılan adımlar son derece önemlidir. Bu yönde devletin gerekli çalışmayı yapıyor olması olumlu bir gelişmedir.''
**
1992 yılında düşünce olarak ortaya çıkan ve daha sonraki süreçte 3 Cumhurbaşkanı, 11 Başbakan, 15 Ulaştırma ve 15'de Bayındırlık ve İskan Bakanı'nın görev yaptığını belirten Şahin, buna rağmen geçen 20 yıllık süreçte havaalanı projesinin bir türlü hayata geçirilemediğini eden Servet Şahin, 22 Temmuz 2011'de temeli atılan Ordu-Giresun Havaalanın isminin Recep Tayyip Erdoğan olmasını dile getirirken, elbette uyanıklık yapıyor.
TSO Başkanı havaalanına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan isminin verilmesini sağlayarak, öncelikle havaalanı inşaatının bitirilmesini ve ardından da hizmete girmesini amaçlıyor.
Kendi yöresine hizmet getirmek için çırpınan bir TSO başkanını kimse ayıplamasın.
1992 yılındaki düşünceyi hayata geçirmeyi başarmak için adım atmışlar ve şimdi denizin ortasına havaalanı yaptırıyorlar.
Ne ilginç değil mi?
İlginç olan 1992 tarihi.
Kdz. Ereğlide küçük de olsa Erdemire ait bir havaalanı vardı.
Bu bu havaalanı 1992 de uçağın düşmesi sonucunda kapatıldı.
Ereğlide kapanan havaalanına ise Ordu vilayetinde kavuşma heyecanı yaşanıyor.
Azıcık iğneyi kendimize batıralım mı?
Ne dersiniz?
**
Soru.
Kdz. Ereğli neden geriye gidiyor?
Bu kentte yaşayan herkes bu soruya yanıt arama ve verme durumundadır.
Fabrikadaki işçi de konuşmalı, meslek odaları da.
Özellikle de siyasetçiler!
Kdz. Ereğlide bu geriye gidişin sebebi nedir?
Var olan dinamiklerini bile konuşturamayan bir toplumda sorun nedir?
**
Elbette bu sorunun yanıtı tek noktada değildir.
Çok yönlü sebepleri olan bu sorunun içeriğinde çok samimi bir vurgu vardır.
Vurgu; kendi ayağına kurşun sıkan bir kent durumuna niye düştük?
Sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasındaki özelliklerimizi hızla yitirirken, at gözlüklü insan sayımız artıyor ise neden?
Suç kimin, günah kimin?
Elbette suç da günah ta bizim.
Hepimizin.
Seçimlerde oyumuzu kullanırken, mantık süzgecini çalıştırmıyoruz.
Gelen-giden çekişmesinde sağduyuyu öne çıkaramıyoruz.
Sonucunda da iç çekişmelerden önümüzü göremiyoruz.
Evet suç bizim.
Hepimizin.
Hangimiz verdiğimiz oydan dolayı pişman olmadık.
Hangimizin içine siniyor bugünkü durum?
Ordu ve Giresun başbakana yağ çekerek havaalanı yaptırma taktiğinde günümüzün rezil siyasetinden nemalanmaya çalışırken, 1992 yılında hizmetten kaldırılan havaalanı başta olmak üzere, yitirdiğimiz değerleri kazanmak için bile mücadele etmiyoruz.
Ve herkese suç atarken, bir kez olsun bile kendimize toz kondurmuyoruz.
Suç bizim.
Günah bizim.
Verdiğimiz oy ve oylar için bin defa pişman olurken neden böyle? sorusuyla ilgili kendimizi sorgulamaya başlama cesaretini gösteremiyoruz.